Sahne

Ayaktaydım ama hem dizlerim hem de tabanlarım sızlıyordu. Bedenim “dinlendir beni” çığlığı atsa da, söz sahibi benmişim gibi “inatla” boş bir sandalyenin yanından, kulisin arkasından görebildiğim kadarı ile sahneyi alkışlamaktaydım. Sahibi olmadığım bir gurur ile dişlerim sıkı ve de ellerim hırçın alkışıma isyankâr düşündüm: “Belki de buradan yazmaya başlamalıyım” diye. Hatırı ardı sıra, akıl sır ermeksizin dediğimi yaptım.

Bazen ben, kendi yaşamış olduğum hayata şaşırıp, başımdan geçenlerin ne sırasını ne de bütününü anlamlandıramıyorum. Detaylandırırsak, hayatımda ilk sahneye çıktığımda 4 yaşımdaydım. Elimdeki bir iki fotoğraf dışında başka hiçbir anım yok. İkinci, üçüncü, dördüncü ya da beşinci derken pek çok performans arkada kalmış, bölük pörçük kısa anlardan dakikalarını bile dizgileyemem.

İlk aldığım eğitim, hiç kullanmayacağım sahne performansım olmuş, haberim yok. Boşa gitmediğine inansam da, kendimi her şaşırtan “duruş”, “isyan” ya da “tavırda” onu bulsam da, en arkada karakterim mi ya da sahne performansım mı var bilemiyorum. Yine de bugün emin olduğum tek şey, her izleyen olduğunda gösterinin devam ettiği (Anlayan ve de anlamayanlara)…

Alkışlarken kendimi bir portaldan olası geleceğim 1’e ışınlandığımı varsaydım. Bu varsayımımdan tam 20 dakika sonra bana sorulacak olan bir soru, beni aklımda olası geleceğim 5’e uçuracaktı ama beşin mevzu bahsine hiç ama hiç girmeyeceğim.

İlksel “olası” geleceğim bale idi. Bu varsayımım ise sadece ve sadece zamansal ilerleme sıram ile alâkalı. Mesela, ben seçmedim ama sınıf arkadaşım dansı tercih etti. Ne oldu? Kendi dans okulu, resitali… Sonrasındaysa eski bir arkadaşından yardımı ve de benim bir başka yazımın başlangıcı…

Sahne sunumları çok acılı ve de çabalı bir mücadeledir. Çekmeyeni, yaşamayanı hiç ama hiç bilmez. Ben de 17 senesini klasik dansa, öyle ya da böyle adamış biri olarak, bilirkişisi sayıldım. Davet edildim. Benden yardım isteyen ele hangi gün hayır demişim? Elbette, gittim. Hizmetimi verdim.

Pek çok “FISTIĞIN” bacaklarını ve popolarını elledim (4-6 yaş?). Giydirdim, soydum. Sahneye uygundur damgalarını vurdum, kulise yolladım. Bir tütü, don kontrolünde, sekiz sene sonra ilk defa dizlerimin üstünde bir odayı başından sonuna emekleyerek geçtim. Yük ağır olsa da hiç kendimi ezilebilecek hissetmedim.

İşte: Ezilmemek, kendimi eksik hissetmemek ve de canımın acımaması, ben”deniz” havuzumun hiçbir su kaçağının olmadığının kanıtı. İş olsa, ardı ardına yüz resital koysalar da “baş edemem” korkusu yaşamayacaktım. Çünkü hem olabilecek en kötüyü biliyorum hem de yaşadım. Ben sahnede düştüm, kıyafetim yırtıldı, ayakkabım çıktı, elimdeki fırladı, ayağım takıldı, bileğim burkuldu,  bla bla…

Hiçbir zaman dipten daha derine inmiyoruz. Dibe vardıktan sonra ilerlemenin olabileceği iki yön var. Aynı seviyede gezinmek ya da yükselmek…

Ne dersin, ne kadar yüksektesin?

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s