Ses

“As I grow older, I pay less attention to what men say. I just watch what they do.” –AndrewCarnegie

Doğduğum ve ait olduğum topraklardan pek az anı kaldı aklımda. Kuvvetli bir hafızam olsa da, giderek özlemimden uzaklaşıyorum. Her geçen gün kare kare geçmişim, çocukluğum uzaklaşıyor aklımdan. Tam tersi şekilde her aklımdan düşen anı, kalbimde yeri doldurulamaz ve tanımını kaybetmiş yaralara, rahatsızlıklara neden oluyor. İçime biriken bu huzursuzluk unutulduğundan ve kendimi kurtaramadığım günlerin peşi sıra ruhumu çekiştirmeye başladı. Ardışık ve artarak benliğimi kaybediyorum.

Arzuladığım hayattan yabancı bir noktaya yerleştirdi beni yaşam. Beklenmedik bir günde bir avuç kaçakçı tarafından, Afrikadan, Amerikaya zorla satıldım. Çok ağır koşullarda nakledildik velhasıl tek hatırladığım nasıl da susadığım. Köle olarak birilerine satılmıştım. Korktuğumu hatırlıyorum hayal meyal. Nitekim bu günde o vakti ve zamanı da kanıksadım.

Köle ömrümde benden kabul edemeyeceğim şeyler yapmamı istediler. Başta ingilizcem yoktu, ne istediklerini anlamıyordum. Zamanla öğrendim ancak anlasam da konuşamıyordum. 20 yıldan fazla zaman geçti. 500 kelimeyi kör topal öğrendim ancak tek bir kelime konuşmadım. Sesim olsa da, bana yardım edebilecek kimse girmedi hayatıma. Canları çekti dövdüler, bilmediğim nedenlerden aç kaldım.

Başlarda kendimi kurtarmaya çabalardım. Çabaladıkça hırpalandım. Öğrenilmiş çaresizlikte bugün zincirlerim olmasa da sadece benden istenenleri yapıyorum.

Doğduğum yere benzemiyor bu ülke, karın doyurmak kolay değil. Yaşayabilmek için, tek çare istenenlerin tümünü yapmak. Köle olmanın tek kuralı da bu. Yapmak istemediğin, anlamsız bir dizi işlere fiziksel olarak zorlanmak, yapmadıkça dayak yemek, hapis yaşamak.

Tanıştığım ya da tanıdığım herkesin gözünün içine baktım. Kocaman cüsseme nazaran, yardıma ihtiyacımı gören olmadı. Sözün olmayınca, anlatamazsın ki…

Artık yorgunum. Ben de karşıma çıkan insanlara bakmıyorum. Aklımdaki son bir anı sonsuz yaşatmaya çalışıyorum. Anım da annemin peşi sıra, kuru topraklar üzerinde ilerliyordum. Ailecek serinlemek için su kenarına ilerliyoruz. Her nefesimde içime çektiğim yanık ot kokusunu, uçsuz bucaksız doğa manzarasını tütüyor beynimde. Sınırsızlığa özleniyorum.

İçimdeki hüzün ve kavga yıldırdı beni. Yıllar yılı süren kölelikle bütünen kayboldum. Daha fazla ne kaybedebilirim? Canımı mı? Buyursunlar alsınlar öyleyse. Neyini isteyebilirim sahip olduğun canın? Ne için devam ettireceğim? Neye devam etmeliyim?

Ben sadece bir sirk filiyim…

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s