“Still Corners – The Trip” eşliğinde Sohbet

Klavye ile bakışıyoruz. Ellerim yanaklarımda.

Bana o yazdırmayacağına göre, benim ona yazdırmam lazım.
En son ne zaman söz almıştım ya da ses vermiştim acaba? Neydi ki son söylediğim cümle?

İçkimden bir yudum alıp, beynimin içinde bir yerlere dalıyorum.

Yaşamış olduklarımla ilgili cümleler kurmayı denesem paragraf eder mi? Paragrafları ard arda dizdiğimde hikâye olur mu?

Sanki kendim ne yaşadığımı biliyorum muşum gibi!

Olduğum yaşta kendini bulamamak budalalıktan başka bir şey olmadığına göre yalan söyleyeceğim:
23 yaşımdayım ben.
Bana biçilmiş son yaştayım.
İstesem… Aha karşıdaki duvara tırmanırım da… Ne?
Kimmiş inanmayan?? El kaldırsın.

Bir kere, gerçekten inandırmak isteseydim, daha akılcı yazardım. O zaman inanmayan anca burnunu karıştırırdı.
Çok şükür yalanım yok. Hiçliğimde pisliğim.

Bir dakika ya, söylemeyi unuttum galiba. Yukarıdaki yapıtın bana çağrıştırdıklarını yazıyorum buraya. Tamam.
Yukarıda adı geçen şarkı ile alâkalı, hakiki anımı değil, başka bir anda, unutmuşken müziğin bana hissetttirdiklerini yazıyorum.

Birkaç “yudum” daha.

Ne kadar merak ediyorsun?

Birkaç nefes çekiş, koca bir yudum.

Gerçeği değil de uydurma birşeyler yazsam anlayacak mısın ki? Belki anlatacağım da yalan olacak?
Şaka, şaka!. Ben sana öyle yapar mıyım ya??
Anlatırım tabii..

Belki dört sene evveli. Ya da üç. İki olmadığına eminim. Beş de kesinlikle değildir, o kadar eski değil çünkü…
Hayatımda bir adam var. Daha doğrusu birisi var sanıyorum.

Yine bana verilenlerden ziyade, sanrılarım ve de arzularım ile bir aşk yanılgısındayım.

Yudum.

Bir anda ayrı düştük. Hayır, ayrılmadık. Zaman büküldü, mekânlar yamuldu.
Uzaklarda bir yere de gitti kısa bir süreliğine. Hayır bana sormadı, neden sorsun. Derin nefes veriş…

Ne diyordum? Ha evet, farklı harfler için isim şehir oyunu cevapları gibi olduk.
Olmadı o iş. Denesek de uyamadık bir türlü.
Ya hani bir film vardı ya “500 days of Summer” diye.
Onun gibi bir yaşanmışlık. Ben başka birşey yaşıyorum, o başka bir şey. Yerimiz aynı olsa da yaramıyor ayrı olsa da.

Her yerde her zamanda hep apayrı.

Gluk.

Mesafe zaman ile ilgiliymiş bu arada. 100 km 100km/saat ile 1 saat te gidilirmiş.
Anlayacağın üzere yer açıldığında, zaman da saçmalıyor. Sonrasında kim kime dum duma. Olmadı o iş. Olamayanı anlayıp yapıştırana kadar ki acı çekmeler, uuu!

Bir var bir yok. Orantısız ele katlanmış tuzluk gibi seç, sayı söyle, say, sonuç hep “yok”.

S..tiğimin tuzluğu. Yudum.

Ben yürümediğine ikna olana kadar bayağı süründüm. Tabii başka detaylar da var da, böyle kalsın burada. Bütünüyle hatırlamanın da pek bir alemi yok artık. Ayrıldığımız için uzaklaştığımıza inandığımdan ve onsuz yaşamak istemediğimden elimden geleni yaptım. Elimden gelen de pek birşey yokmuş tabii..
Duvara tırmanma falan hikâye. Anlamıştın değil mi orayı?

Nereden açıldı ki bu konu? İçim sıkıldı…

İlk hatam değil biliyor musun? Yok ama bir daha yapmam.

Aslında konuşacak çok konu var. Nereden buraya girdik unuttum da gibi…

Ha şarkı. İşte o adamla ilgili bir anısı var bu şarkının. Çok şükür o da geride kaldı.

Aaa, hakkaten, sana ne olduğunu söylemedim değil mi?
Olsun ama, iyi içtik beraber.

Kötü mü? Sohbet oldu.

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s