“Anna Calvi, David Byrne – Strange Weather”

 

“Asla sevilmeyeceğim çünkü kendimi sevmiyorum.”

Çürük yeşile çalan dişleri ve kokan ağzı ile sırıtarak kulağıma fısıldadı: “Eksiksin, ondan gidecek…”. Tiksinme hissi ile tüylerimin diken diken olması aynı ana denk geldi. Varlığını unuttuğum anlarda, kalp ritmimdeki hafif artışla, saçma sapan garip cümleler fısıldayarak içimde belirirdi, lanet olasıca… Nereden çıkmıştı ki bu fikir şimdi? Her zamanki gibi, bunu duymak için ne yaptığımı bilemedim. Bahsi geçtiğine göre, bir hata vardı, muhakkak olmalıydı ki bana beni hatırlatmıştı. Olayın ne olduğunu henüz göremiyordum ama artık her baktığımı eksikliğim sanacaktım… Şarlatanın, içimi karıştırmaları hayatımda bakiydi: Her yolunda gittiğini düşündüğüm olay, en beklemediğim anlarda boka sarardı ve her öncede, it, bana bir pislik zırvalardı.

Onun kadar ben de biliyordum, hatayı yapanın, yine, ben olacağımı… Şunu da biliyordum, hatayı yapmamdan sonra “Beceriksizsin…” diyerek benle dalga geçeceğini… Aklıma soktuğu gidiş sonrasında, hıçkıra hıçkıra ama gizlice ağlayacaktım. İlişkilerdeki kaderim, öğrenemediğim tek dersin tekrarından ibaretti. Arttıracak olursam, hayatım, hep aynı döngülerin beni tutsak almasıydı.

Düşüncelerim kafatasımda giderek viskozitesi yükselen akışkan olduğundan, anılar giderek katılaştı. Korku ve endişeler, olamadıklarım ve uzanamadıklarıma bulanıyorduysa, pis şarlatan, suratında midemi bulandıran sırıtışı ve yağlı saçlarıyla su başında daimdi. Şimdi ise, yine, daha yapmamış olduğumun yapılabilecek olması fikri ile baş başa, umutsuzca beklemeye başlamak zorundaydım.

“Çirkinsin” dedi bir anda (Ben bir öncekini sindirmemiştim daha). Güzellik miydi eksik olan? Bu monologlar o yöne mi ilerleyecekti? Benim seçimim bile olmayanların da mı açıklamasını yapacak, derdini taşıyacaktım? Neydi ya anasını sattığım güzellik? Hem artık her şey satın alınabilirdi. Kendime zaten duymakta zorlandığım saygıyla, kendimi yeniden mi inşa ettirecektim, o zaman mı kalacaktı? “Kalmasındı ya!” diyerek içimde atarladım.

Görüntüme şekil vermeye çalışırken, bir duvar üstüne bacak bacak üstüne atmış oturduğunu fark ettim. Periferi kullanmadan dik dik suratına baktım (Beni görmezden geldi). Boğazımı temizledim, bir çift lafı benden ona savuracaktım ki, tek kaşı ve dudağını bükerek umursamazca kafasını beni göremeyeceği yöne çevirdi. Dışlandım. Dört beş saniye bekledikten sonra cebinden çıkardığı çakmak ile elinde çevirmekte olduğu sigarayı yaktı. Yere bakarak ama elini bana uzatarak alçak bir sesle: “Seçim zamanı geldi” dedi. En azından sigarayı tutan eli, benim varlığı kabul etmiş ve bana doğru uzanmıştı.

Bir soytarının hayatımdaki rolü ne olabilir?

Kendime çok kızmış bir şekilde, Asıl çirkini yok etmek ve varlığını aklımdan silmek istedim. Nitekim bir karar ile sahip olduğum her duygusal güvensizliği, hele ki beden bulduktan sonra yok etmek, tatlı bir masalın sonundaki muhtemel bir büyücü eşliğinde yapılabilecek bir mucizeden başka birşey olamazdı. Büyümekten de anlamadığımdan, büyücülük işleri pek bana uygun değildi.

Sustum, sonra suratım düştü. Ardından da kaşlarım çatık cevap verdim: “Bana niye anlatıyorsun ki bunu, ben zaten yaşadım bunları!”
“Tamam ya kızma, unutmuşum…” dedi ve ekledi: “Ya ben seni rahatsız ettim galiba?”.
“A aa, ne alâka? Yok, olmadım.” desem de, ne kadar inandırıcı durdum bilmiyorum.

Hatanın yeri burasıydı galiba… Çirkinleştim. O zaman, seçim yapmanın zamanı geldi: Bir karşıma çık, sana birşeyler anlatacağım.

Unutmadan: Annem, korkup da arama lütfen, bunların tümü kurgu… 🙂

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s