Yangın

Sıcaktan yapışmış araba kapısını, olağandan fazla güçle çekti. Kapının fitilden zorlu ayrılışı üstüne yüksek ısılı bir hava buharı açılan kapıdan dışarı, sıcaktan kaçarmışcasına aceleyle yükseldi. Güneş altına araba park etmek rezaletini toparlamak adına, aynı taraftaki yolcu kapısını da açarak bir müddet bekledi. Daha sıcak havayı, sıcak hava ile serinletmenin her şekilde yetersiz kalacağına inandığı an, yolcu kapısını örtüp, bedenini sürücü koltuğuna yan ivmeli bıraktı. Üst bacakları ve kıçı koltuğa değer değmez yandı. Koltukla vücudu arasındaki ısı dengelenmesini sabırla bekledi. Eşitlenmenin ürünü, alnında biriken ve şakağından kayan ter damlalarını, iç çekerek elinin tersiyle sildi. Anahtarı yerine sokup motoru çalıştırdı. İki ön camı da indirdikten sonra kapısını kapattı. El yakan direksiyonu tuta tutamaya, ileri geri, arabayı park alanından çıkardı ve yan cebe fırlatılmış güneş gözlüğünü bakmadan, parmaklarını karıştırarak aradı. Bulduğunda da tek elle kulaklarını açıp kafasına geçirdi

Güneş altında “okumaya seçilebilecek en kötü paragraf bu olabilir mi” diye düşündü. Yanan içini serinletmek için soğuk bir içecek almaya gitmek üzere, ter ve tenle patates baskısı yaptığı naylon şezlongtan kalktı. Taşa basan ayak tabanları çok yandığından aceleyle terliklerine tırmanıp, üstlerinden inmeden ayağına giymeyi denedi. Gölgeye doğru ilerlerken esen rüzgarın havadan daha sıcak olup olamayacağını düşündü. Gölgeliğe esen hava, yanan taşların üstünden geliyorduysa bunun gerçek olabileceğini varsaydı. Yanmamak için üstüne sürdüğü kremden nefes alamayan teni ve yapış yapış teriyle “beterin beteri var” diye geçirdi içinden… Böyle bir havada güneş altında beklemiş bir arabaya, binmek zorunda kalmış…

Elini yakan telefon, son kelimeleri giremeden fenalık geçirerek kapandı. Isınması ile mücadele edemeyen aleti cebine geri koyamadı. Daha sıcak bir hikâye olamayacağını fark ettiğinde, kaldırımdan yansıyan ışığın ısısından, ayakkabılarının içinde kaynayan ayakları durdukları yere lehimlenmişti bile. Adım atmak ve zaten soğuttuğu kaldırım taşını terk etmek akıllıca olmayacağından kımıldamadı. Takım elbise ile güneş altı belki üç dakikadır beklemekteydi, kısacık iki paragraf yazmıştı ama hissettiği kesinlikle bir haftaydı! İmkanı olsa dev caddenin, olduğundan serin görünen karşı kaldırımına geçerdi ama kıyafetleri ile çiçek üstünden yüksek atlama yapamayacağından emindi. Daha dördüncü dakika gelmeden, kendi vücud sıvılarında ıslanarak soğumada seviye atladığına karar verdi. Leş gibi olmuşken şık durması, o kadar anlamsızlaşmıştı ki… Tekrardan hem sağına hem de soluna baktı. Altına gölge edebilen tek bir tente yoktu çünkü her şeyin yönü yanlıştı. En yakın dükkan, rezistansla et pişiren havasız bir büfeydi. İçeride tek bir pervane bile yokken, esmer iki oğlanın neden bayılmadıklarını tahmin edemedi.

Sıcak bir gün sanırım?

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s