Çakıl

Dalgaların dövdüğü o soğuk yere gelmek için, etrafındakiler gibi uzun yollar tepmemişti. Görkemli bir yaşamı ya da sonsuz anısı olmamıştı. Olduğu çakıla zamanla dönüşmemiş, devasa bir dalganın hırçın çarpışı sonrasında, zamansızca bölünmüştü… Beklenmeyen darbe, yarımına mal olmuş; bölünmek ise çokluk içinde yalnız bırakmıştı.

O ara zamanda, yabancıların arasında, minnacık taştan bedeni ile sere serpe, sıkılırdı. Diğerlerinin hikâyelerini kıskanarak, sahip olabileceklerine imrenir, kalkıp gitmeye yeltenirdi. Bir kaç defa denemişliği olsa da kısa bir mesafede ötelenmekten ve de kendine “Uğultulu iniltilerden kaçabilmemin başka bir yolu var mı?” diye sormaktan ileriye gidemedi…

Kendini en yenik hissettiği günlerden birinde, tek bir anda, bir Peri Kız başında belirdi. Uçuşan etekleri ile Çakıl’ı avuçladı ve kendine bir iki şey mırıldanırken, onu avucunun içinde birkaç defa çevirdi. Çakıl, perinin dilini anlamadı ama kendini etekli elbisenin cebinde bulunca, Peri Kız’ın O’nu anladığını düşündü (Kız rengini beğenmişti). Pamuklu kumaşın içinde diğerlerinin sonu gelmez sızlamaları ve de uğultular, ansızın kesilmişti.

Çakıl, Peri Kız’a ait olmayı, seçildiği anda sevmişti. Bir iki kelimelik var oluşun ardından (Düşünüldüğü için var olmuştu) ilk defa kendini geride kalanlardan farklı olduğu için beğendi. En baştan beri içselleştirdiği özel olma isteği, seçilmek ile gerçekleşti. Sökük cepte hak edilen yer, “Her şey daha güzel olacak” düşüncesi ile kısacık bütünlendi…

İşte o vakit, anların ikincisi geldi: El tekrar belirdi. Çakıl, Peri Kız’ın avucunun içindeydi. Devamını bilmediğinden, endişelenmesi gerekse de, sevindi bizimkisi… “Ne de güzel rastladık birbirimize?” demeye yeltenirken, yanında beliren bir başka çakıl dikkatini çekti: Kendisine çok benzeyen ama hiç tanımadığı; Daha güzel ama tanıdık bir yabancı…

Ağzından “Ne…” çıkmıştı ki kurtarıcısı tarafından denize savruldu. Sert bir düşüş ardından, nefes almaya hava dahi olmayan, suyun içinde batmaya başladı (Peri Kız, daha yuvarlak olanı tercih etmişti). İniş boyunca, Çakıl kendini sorguladı. Kısacık sürede başına gelenleri anlamadı.

Biri çıkıp da : “İnsanlar da öyledir, ödün vermeyenler elenir” demiş olsaydı, güneşin daha az olduğu, bu yeni yere taştan kalbi değdiğinde, Peri Kız’la tanışmadan önceki kendini özlemezdi. Ya da nefes almadan ama ölemediği denizin dibinde, farklılığı ve köşeleri ile terk edilmesi hikâyesini kafaya takmazdı.

Tesadüfen sahibi olduğu ama kahramanı olamadığı öyküyü, çok uzun süre kimseye dillendirmek istemedi.

Anlatmak istediğinde de anlatmak istediği kişiyi, arasa da bulamadı…

 

// Nisan 2006 (derleme)

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s