Ayaküstü Dedikodu

Ya harika bir hafızan var hatırlıyorsun ya da ben hatırlamam diye giydiriyorsun…” diye çıkıştı oğlan, muhtemelen bir kıza, telefonda… Dinleyici olan ben, cümleyi duyduğum anda neyi beklediğimi unuttum. Kim bilir kız nasıl bir cevap vermeye başladı ki, sokağın sonundan çıkana kadar, oğlanın ağzı açılmadı. Bir yabanılın, bir yabancıya fırlattığı kelimelerini kaybetmemek için alelacele telefonumu cebimden çıkardım ve aklımda seken cümleyi notlara kaydettim. Kim bilebilir bir gün lazım olmayacağını?

Cümlenin noktalama işaretine bile yeterli süreyi vermeden, telefonda yüksek sesle cevabı yapıştıran hanımefendiye de uzaktan saygı duydum. Kısacık sokak dedikodusunun etkisinde, aklımda oluşan cümleleri en son ne zaman palas pandıras paylaşmış olduğumu merak ettim. Ben, asilik zamanımı bulmak adına kafamda fink atarken, kara bir araba önümde durdu. Ezbere içine bindim.

Ne haber?
İyi ya senden?

(Telefon çalma sesi)

Bir dakika bu telefon görüşmesini kabul etmem lazım.

Elim kağıt kalem tutacak kadar büyüdüğüme göre, düşüncelerimi filtresiz seslendirmiyorsam, yazarım diye içimden geçirdim. Nedense yazmanın çoktan, kalem ve kağıdı terkettiği bir zamanda, bir masa ve de kırtasiye hayal ettim. O esnada, arabanın yan cebindeki su şişesine gözüm takıldı, telefon konuşmasının ortasında “Bu kimin?” diye soramadığımdan, plastik şişenin kapağını çevirirken benim olduğuna karar verdim ve çekinerek, ufacık bir yudum aldım ama dolu dolu yuttum. Şişenin bilinmeyen sahibinden öyle huylandım ki ikinci bir yudum ile susuzluğumu yatıştırıp, “susama” durumunu arkada bırakmaya karar kıldım: Bu sefer kocaman bir yudumu, kısacık sürede yuttum. Böğürmüşüm. Gurklu gırk sesi, hoparlördeki telefon konuşmasına karıştı. Ağzımı kapatıp, Kafamı camdan dışarı çevirdim.

Hakikaten de merak ediyorum, tüm filtreler atılınca, ne derim ya da kime seslenirim… İşin doğaçlama sürecinin de bozulmasını istemediğimden, konuyu düşünmemeye çaba gösteriyordum ki..

Kusura bakma iş ile alâkalı önemli bir görüşmeydi. Açmak zorundaydım. Nasılsın?
İyi ya senden?
Çeyrek sonu yine çok yoğun…

(İkinci telefon çalma sesi)

Gerçekten kusura bakma! Tekrar cevaplayacağım

Dünya üzerinde benden daha yalnız kimseyi tanımıyorum. Dünya üzerinde benden daha az insan gören birini de bilmiyorum. Bazen varken ne kadar varım, yokken beni ararlar mı diye, ikiyüzlüce ama ciddi, merak ediyorum. En çok da, görünmezliğin en çok ne kadar süre üstte taşınabildiğini anlamak istiyorum. Acaba, hesapsız kitabımda bunun hakkında mı yazsam?

Kendime düşünmemeyi salık vermiş olsam da aklım, içinde damacanalarca suyun da bulunduğu, yazı kusacağım, çalışma odası hayali peşinde iken tekrar:

Bu kısaydı, kusura bakma yine… Nasılsın diyordum?
İyi galiba, senden?

(Üçüncü telefon çalma sesi)

III! Çok özür dilerim, hakikaten cevaplamam lazım çeyrek ya..

Sanki birşeyler çeyrekten de eksik… Velhasıl ne eksik acaba? Soru içimde bininci defa sorulmuş olan ama cevap hayatında hiç var olmadığından, bulunamayan bir gizem. Eksik olan eksik diyerek kestiresim var.

Mesela, zaman zaman sesim eksik: Cümlelerimin benim dışımdaki hâllerini kontrol edemediğimde tepiştiğimden, üst üste gömülerle, mezarlığa dönmüş içim… Ya da zaman zaman “insan” eksik ama ben hep daha bir eksik…

Gözüm kolumdaki yara izine takılıyor. İzi bıraktığım yerde bulunmuyor. Vücuttaki yara izlerinin zamanla yer değiştirmesi gibi cümlesi geçiyor içimden. Eksiklikler bir şekilde benzer yerleri takip ediyor.

Geldim bu sefer, ya ayıp oldu sana… Nasıldın?
Bok gibiyim galiba… Sen?

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s