Navigasyon

“Yandex eve gidelim mi?”

Adeta akvaryumun içinden dışarı bakıyorum. Ben ve sokaklar arasında cam olmasa izlediklerimin tümünün başıma geldiğini sanacağım… Neyse ki kendimi kandırmıyorum çünkü akvaryumların beş tarafının camlarla çevrili olduğunu ve görünmez olanların gitmekten başka şanslarının olmadığını biliyorum. Seyircisi ve de oyuncusu olduğum barda, biraların yeni açılanlarının bitmişlerle yer değiştirmesine mesut iken birinden “Bira sersemletiyor” diye bir uluma işitiyorum.

Serseme dönmüşüz zaten, kafaların yerinde boş akvaryumlar! Hava olmuş kazan, “Kim dedi onu?” diye atarlamak geliyor içimden. Keza herkes masanın üzerine aklından kısa cümleler bırakmaya başladığında dikkatim dağılıyor…

“İsteklerin” ağızlardan düşmeleri sonrası devamlı masa ortasındaki 1 TL yığınına bakıldığından olsa gerek, metal paraların cümlelerin ederleri ile alâkalı olup olmadığını merak ediyorum. Bugünlerde gönülden kopan kelimelerin karşılıksız kalmalarını ise hiç ama hiç anlamadığımdan, eşitsiz denklikleri kınamak için üç adet”cık”sesi çıkarıyorum.

Şahit’in sakladığı Ulu’nun kalbine çarpıyor ve “Neredeyim?” ile “Gelsin…” haddinden fazla öne çıkıyor. Oğuz Türk boylarından eski bir arkadaşım “Bir daha dönmeyeceğim” dediğinde, peş para etmez bir “Gitsin!” i hakiki para yığının yanına yuvarlıyorum. Masadan geçen 14 şişe sonrasında dört kişilik bir ikiliğimiz ve 5TL’lik bir bütünümüz oluyor:

“Neredeyim? Gelsin…
Bir daha dönmeyeceğim, gitsin!”

Kısa şiirimiz öksüz olsa da neondan bir tabela ile barın girişine asılmaya layık bulunuyor. Durumun heyecanından olsa gerek 1TL’lerin tümünü kazanamadığımız bir oyuna kaybediyoruz… Tüm olanlara rağmen ya da durumlar yüzünden içimize sığamadığımızda, bizler de kayıp olmadan, bardan çıkıp Deniz’e inmeye karar veriyoruz…

“Rota oluşturuldu, gidelim mi?”

Biralar böbrekleri bir güzel temizlemiş. Ard arda tuvalete gidip, üst üste işemişiz. Benim camlarım, nefesimden buğulanmış. Oğuz Türk arkadaşım bir daha dönmeyeceği yere daha yeni geri gelmiş. Ulu’nun gelmesini istediği kişi kesinlikle olduğumuz yere gelmeyecek ve Şahit ise… Nerede ki O?

Salına sallana “bir elde cımbız, öbüründe ayna” yüzüne bile bakmayacağımız Deniz’e ilerliyoruz. Büyük bir ihtimalle o gün, yüzmeyi de hatırlamıyoruz… Oysa evime dönmeye gecikmişim, sokaklarda işim yok. Çaresizlik öyle ki gitmem gereken yeri tek bilen telefon ve yine, yeniden pili yok! Bir türlü pili bitmeyen telefon alamadığımdan, biraz da narinlikten kırgınım, içimden gizlice bana artık pil bitmesin diyerek sayıklıyorum…

Kabusları teğet geçerek, uzak ama en uzak yerdeki Deniz kenarına varıyoruz. Biralardan perişan, sigaralardan duman, sırtlarımızı Deniz’e dönüp, yan yana diziliyoruz. Sonrasında kahkahalar ve kısa hikâyeler uçuşuyor havada… Bir ara gökten telefon bile tutuyorum. Nitekim onun da pili zayıf olduğundan, sahibine geri yolluyorum…

Hava iyice karardığında, akvaryumu kafamdan çıkarıp oturduğum seyyar sandalyenin cebine yerleştirmişim. Bitmeyen kutlama havası, herhangi bir pazar günü daha sona erdiğinde geride kalmış. İstense de bir araya getirilemeyecek insanlar, belki de son defa kaynaşmış. Hava hatırı sayılır şekilde serinlemiş. Ben de tahminimce uygunsuz bir anda aklımdaki ayrık otlarına kandığımdan

“Evet gidelim…” demişim…

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s