Kıpır Kıvır İki

(Bu metin Kıpır Kıvır yazısına devamdır)

Fazıl: “Ben kızı bilmiyorum. İş ağıdır, yemeğidir diye gönülsüzce gittim. Kız da firmanın İK’sından, ileri geri birkaç e postamız vardı da görmemişim ki bilmem neye benzediğini, tanımıyorum yani. Rakı balık meze uzun bir masadayız. Osman da karşımda oturuyor.
Hangi Osman?” diye böldü Fadir.
Ya Osman, Kırmızı Kast’tan
Bilemedim?” diyerek, serpilmiş kahvaltı tabaklarından büzüşük iki sosise uzandı. Çevik bir hareketle tekini çatalladı ve ağzına attı. Ardından da ekmek koparıp üstüne tıktı.
Boğulmadan yut sosisi, yaa… Ben şu sahnede nasıl aklımı kaçırmayayım?! Safi tıkınıyorsun, lokma aralarına öyküm sıkışıyor! Aşık oldum oğlum ben, ayıp mı yaptığın?” ile Fazıl duygusal çıkıştı. Kendisi yanmışken, arkadaş dediğinin karnını doyurmayı düşünüyor, Osman’ları soruyor olması kabul edilebilecek iş değildi…

Ofladı Fadir. Oflarken de Fazıl’ın demagojisini, ağzından fırlayan bir pembe et parçasının koluna takılmış iki kırıntı ile birlikte masadan sektirdi.
Fazıl şükür çekerek, görüntüyü sineye çekti ve: “Osman diyorum!” diye sabırsızlıkla devam etti. Eline sigara paketini aldı.
Fadir tek kaşı kalkık tekrar sordu: “Hangi Osman yyaa??“.
Kırmızı Kast’tan işte…?” diye cevap verilince, diyalog ikilenmiş “bi”diyaloğa döndü.
Fazıl paketten bir dal çıkartıp ambalajı masaya vura dursun, Fadir: “Başka sıfat ve zamirler mi kullansan? Tekrarlama ile anlamıyorum oğlum” diye itiraz etti.
Pis!” oldu cevabı.

Şahsına gelen sevimli hakaret üzerine, Fazıl’ı rahatsızlandırmak için ağır çekimde ikinci sosisi çatalına sapladı. El yükselirken Fazıl, lokma kendi ağzına girecekmiş gibi dudaklarını açtı. Kolun yönü Fadir’e dönünce de “O benimki lan!” diye yüksek sesle çıkıştı.
Fadir hiç duraksamadan sosisi dışardaki diline yapıştırdı.
PİİİSSS!” sokakta yankılandı.

Fazıl arkasındaki iki masanın rahatsızlığını sırtı dönük algıladı ve yediği yargılamayı savurmak için, daha kontrollü ama yine yüksek bir sesle (duyulsun ümidiyle): “Ya ama Fadir, o benimki” diye saçma sapan bir açıklama yaptı. Arka iki masa fesat olmadığından, açıklama müstehcen kaçmadı.

Göz kırpıştırarak birbirlerine baktıkları kısa bir düello sonrasında Fazıl:
Neyse Osman’a son projemizi anlatıyorum… Sakın! … Dedi bu Ebru Hanım, sizinle irtibat kurmuştu, hatırlarsın…”
“Osman…
Bipsin seni Osman! Boşver onu! Ebru Ebru! Konu Ebru!
Olm sen Osman diyip diyip duruyorsun, ben mi anlatıyorum sanki? Gerdin daha karga bokunu yemeden!
Of, tıkın lan! Al kaymak, nefret ettim, bunun da hepsini ye! Anlatmıyorum daha!” isyanı ile Fazıl’ın kolları köşeleri kırık gariban tabaklara saldırdı. Bacakları ise hırçınca masanın altından sokağa fırladı. Biten sigarasının üstüne beklemeden ve sinirlice yenisini yaktı. Garson ile göz göze geldiğinde bitmiş çayını hışımla işaret etti. Genç garson payını alınca, bardağı kapıp koşarak dükkana girdi.

Bir başka sahne performansının ardından Fadir’in gözlerinde bir buzlanma oldu. Gözlerindeki soğuma, hafızasındaki tozlu raflardan çekilen bilgiden kaynaklıydı. “Ya, şu künye takan adam mı Osman?” demeden edemedi.
Fazıldan: “Yuh sana!” sonrası “Kırmızı Kast’tan mı diye de sor?!” işitildi.
O DE Mİ?” diye heyacanlandı Fadir.
Fazıl: “He O!” ve “De!” ledi.

Osman’ın Fadir için gizeminin çözülmesinin ardından, Ebru Hanım’ın bahsinin yeri ve zamanı gelmişti. Nitekim dizgi çok uzamıştı ve Fazıl içi ile hiçbir zaman dışı kadar ilgilenmemişti. Öz güvensizliklerini üstten çıkarmak, kirli sepetinden kıyafet giyerek olamazdı, olmamalıydı.

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s