Karşı-T-lık

Kapısı eksik, dev bir demir kapı eşiği altından içeri giriyorum. Aklıma eskilerden bir fısıltı ilişiyor: ”Seni rahatsız eden yerlere geri dönmekten çekinme. Geri dönüşler konu hakkındaki fikirlerini bütünüyle değiştirebilir.” Bu fikir aklımda oluştuğu anda konuyu, yaratma gücümle alâkalı sandığımdan olumsuzluğuna kızıyorum (Oysa daha geleceği görme özelliğimi tanımıyorum). Fısıltı kulaklarımda çınlayarak şekil değiştiriyor: “Daha önce hiç gelmemiş olduğum bu yerde, eskilerden ne ile karşılaşabilirim ki beni rahatsız eden bir yerlere döneceğim?” sorgusuna çekiliyorum.

Dışarıdan içeri doğru ilerledikçe “önce” kavramı “sonra”dan evvel kayboluvermeye başlıyor… Sorgulu suallerde zamanların kayboluşunu bu sefer kaçırmıyorum. Fark ediyorum ki yitişlerin doğduğu bu yeni yerde, görünen engeller olmadığından anahtarlara ihtiyaç duyulmuyor. Üstelik ihtiyaç sahibi olanlar daha önemli konuları içselleştirdiklerinden, dertlerim artık bana bile ilgi çekici gelmiyor.

Hangi koşul ya da nedenlerle eksik kapıdan içeri girdiğimi ne biliyorum ne de hatırlıyorum. Sadece birbirini takip eden nedenler ve sonuçların beni oraya getirmiş olduğunu tahmin ediyorum. Bu tahminim ne geleceği görme ne de yaratıcılığımla hiç alâkalı olmadığından, ne de bu basit keşfimin bahsini civarıma yapmadığımdan içine girdiğim bu yeni çevrede en çok geliş amacım bilgisinde zayıf zannediliyorum. Aslen çok konuşkan bir insan olsam da söylediklerimden daha fazla susuyorum.

Çevremdeki insanlar kümeli, bir arada çember şekilli.. Hiçbir dizide kenara ilişmeye bile yer yok. Etraflarından dolansam da kimseciğe teğet geçemiyorum. Dışlandığıma eminim ama dahil olmaya da isteksiz olduğumdan mutsuzluk hissetmiyorum. Beni olduğum gibi göremediklerini çok iyi biliyorum. Kim sandıklarından ise asla emin olmasam da belki sormadığımdan belki de anlatmadıklarımdan, bu konuda da hep eksik kalıyorum.

Kendimden farklı ama diğerlerinden farksız, gördüklerimi ve bana bakanları değerlendiriyorum. Gözlem sonuçlarım da hiç huzur bulamıyorum. Zaman geçirdikçe, ister istemez, herkesin bilmediğim fikrinden etkileniyorum: Karşıtlıklarda karışıyorum, uzandığımda uzağa itiliyorum…

Ne olmak istediğim ne de olmam gereken yerde, oldum olası bir ben doldurmayı beceremediğimden Monroe’nun dediği gibi en çok da kalabalık insan içinde yalnız olmaktan nefret ediyorum.

İşte tam da böyle bir anıda, geleceği görebildiğime ilk defa inanıyorum. Üstelik öğretilerime karşı çıkıp, bu kapısız mekânın terk edilmesinin yanlış olacağına bile karar verebiliyorum çünkü sadece kendime inandırdıklarımdan vazgeçtiğim yerlerde bana yeni gelecekler yaratabiliyorum.

 

(Fotoğraf Orijinal Richard Avedon 1957, American (1923-2004))

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s