Mandalina

Gece saat 22:22, çok iyi tanıdığım bir mandalina ağacının yetiştirmiş olduğu mandalinaları, don evveli zapt ediyorum. Ay ve uzaktaki uyduruk bir bahçe lambasının zayıf aydınlığında ilk arzum elimdeki bahçe makası ile parmaklarımı kesmemek. Bir yılda yetiştirmiş olduğu meyvelerin tümünü ceplerime ve bayağı ağırlaşmış bir kumaş torbaya doldururken hava buz, heryer sessiz… Döngülerin dengeleri bozmayı sevmediğimden, konuşmak istediğim ağaca aklımdakileri telepatik anlatmaktayım. Bahis konumuz “Neden meyvelerini geç topladığım?” olsa durum kendime bir nebze anlamlı görünecek. Nitekim meyveleri için müteşekkir olduğum sevgili ağaca, içimdeki sonu gelmez boşluğu tarif etmekteyim.

Yoklukların acısını tarif ederken, mekânına ve de zamanına dahil olduğum canlıya yapmakta olduğum kesiklerin acı vermediğini umuyorum ama elbette sormaya çekiniyorum. Söyleyeceğini duyamayacak olsam da alabileceğim cevap hoşuma gitmiyor. Meyveleri yakalamak için yapraklarına dokunuşlarım, dış sessizlikte anlamadığım birşeyler fısıldıyor… Utancımdan iç gürültümü susturup kulak kesiliyorum.

Kısa bir suskunluk sonrası, evden kaçmış bir deli kedi dört nala koşarak pıtırtılarla yanımızdan geçiyor. Bahçede insan görmüş olmasına mutlu olsa gerek, kurallarını anlayamadığım bir oyuna davet ediliyorum. Katılım göstermeye karar verdiğim anda bir bakmışım, dinlemediğim mandalina ağacının dalları beni ensemden tutmuş, bırakmıyor. İçindeki meyvelere uzanacağım diye altından arasına girdiğim bir yerde, bu sefer de gözüm çıkacak korkusuyla kımıldayamıyorum.

İşte tam o anda, aklımdaki tüm kıytırık, uydurma korkular ve de endişeler anlamsızlaşıyor. Tek bir derdim var: O da yüzümü çizmeden hırsızı olduğum ağacın içinden çıkabilmek. Bilmediğim bir süre, bir mandalina ağacının içinde hapis kalınca kelimenin anlamıyla “siliniyorum” ve boş levhaya (tabula rasa) dönüyorum.

Aslen ağaç beni tutmuyor olsa da ben kendimi tutup, orada yaşamayı kabul etmişcesine dalların içinde beklemeye başlıyorum. Beklemek bana gelecek gündüzlerimi ve de gecelerimi sorgulatıyor. Hareketsizce günlerin devrildiğini hayal ediyorum. Seçeneklerin olmayışı rahatlatıyor… Rahatımı fark edince ise kendime inandırmış olduğum bir yalanın aslını keşfediyorum: Ben kendimle vakit geçirmeyi seviyorum.

Ağaçlarının her daim bir garip etkisi var üzerimde. Senelerce kımıldamadan ve de hiç şikayet etmeden yaşıyorlar. Konuştukları duyulmadığından kifayetsizlermiş gibi dursalar da bu durum onları hiç gocundurmuyor… Ağaçlar, anlaşılmak çukuruna asla düşmüyor.

Uzun lafın kısası, dondan bir gün önce, karanlık bir bahçede koşturan bir kedi eşliğinde, büyüdüğümde kim olmak istediğime karar veriyorum. Bir meyve ağacına döneceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum…

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s