Kav Ga

“Açlık tokluk duygusu getirince, şizofrenik bir yapıya büründüm. Sürekli kendi kendime konuşuyorum. O esnada çamur suyumdan bir balık soruyor bana: “Karıştı mı için?” diye.

Sevgili altın saçlı balık, o kadar karıştım ki homojen oldum.”

Korkunç bir baş ağrısı ile uyandım. İçimden dün geceki dalgalarım çekilmiş olsa da bulamaç bir su ve çer çöp doluydum. Yataktan doğrulur ve kolumu yorganın altından çıkarırken adeta yosun ve plastik öbeklerine takıldı bedenim. Duraksayıp hayalime baktım. Bu sefer şu şekilli bir soru yankılandı buz odamda: “Ben nerede…yanlış yaptım?”. Suratımı karıştırıp oturdum biraz. İbrahim Tatlıses’in konu ile alâkası olmamalı dedim. Dikkat, aklımdaki düşünce bana komik değildi. Gülümsemedim de.

Sonra… Sonra biraz daha oturdum. Neyse ki nefes almak gibi angarya konuları düşünmüyordum. “Ben mi toplayacağım bu pislikleri şimdi?”.

İçimden hazin bir ürperti, dehşet fikirler ve deli çığlıkları geçti. Bir gece önceki cesur kavgadan geriye yine ve yeniden korkularım kalmıştı: Kaybetme ve kaybedilenlerle sürüklenip kaybolma…

“Bilemezdim aradığımı bulduğumda, kendimden kurtulma sevinciyle el ense tokat bedenine yapışabileceğimi. Seviyorum sanarken, cismini dele dele, benliğini kanından içebileceğimi.”

Dün kendi ellerimle seçtiğim eşim: Öncesini bilmediği, zorla yüzleştirildiği, bana ait kara bir denizin ortasında boğuluyordu. Ertesi günde, ben sahilinde çöplerin arasında, bir başka ayrı düşüşümüz sonrasında şu iki şeyi fark ediyordum: Çırpındıkça boğulduğumu, hareket etmediğimde ise battığımı…

Kendimde yüzmeyi ne zaman öğrenebilirim?

Hayatımda ilk defa, başka birinin varlığına tutunarak çaba harcamadan yüzeylemişim ve nefes bile almak kolay olmuş ama kimliğimle ortamı kirletiyorum. Oysa istemiyorum beni bulanı bırakmayı. Ya da havaya muhtaç olmam bahanesiyle, ısrar ve tırmıkla ruhunu dibe çekiştirmeyi… Beni görmesi için sarılırken derisini parçalamayı?

Neden içimde olanlardan farklı davranıyorsun?

Yaptığımı her farkettiğimde dehşetle “çekilsem” de “Ben nasıl yapabildim ki beni Ona?” ah ki deniz, lanet olasıca!

En kötüsü, her ayıldığımda kendimi kalbini ve kemiklerini kemiriyor bulmam. Sanırım ki kara denizden kurtulmak değil, nefes almak hiç değil de onu parçalayıp tüketmek istediğim. Benim olsun, içimde sürsün dileğiyle… Bilmediğim bir yerlerimden mutlu olmasını dilesem de ben kimi mutlu edebilirim ki?

Ne olur hatırlamasın hatalarımı, ne olur hatırlamayayım Ona yaşattığımı! Kifayetsizim. Kayıbım, bir başımayım. Boğulmayı bekliyorum. Beter deniz dalgasını geçiyor benle. Fısıldıyor: “Delisin sen” diyerek.

Boğazımdaki düğüm gözümden damlıyor. Kalbim teklerken soruyorum “Neden ben?”

Öte yandan, nereye koydum özgüvenimi? Kim götürmüş? Geri getirsin…

//Son düzeltme tarihi 10 Aralık 2015

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s