Görkemin Dibi

Barcelona açıklarında, beş artı beş yıldız muhteşem bir otelin lobisindeyim. Orada bulunabilmemin benimle hiçbir ilgisi yok. O zamanlar sevdiğim ama beni üç ay sonra terkedecek bir adam sayesinde ve de yüzünden oraya kadar gitmişim. Yürü yürü bir türlü geçemediğin ve çok yüksek tavan altında parlayan bembeyaz mermerler üstünde spor ayakkabılarımla cık cuk sesler çıkararak ilerliyorum. Jilet gibi giyinmiş personel, sezon dışı olmasına rağmen dev alanda kalabalık ve fevkalade bir nezaketle her geçene kendini Kraliçe ya da Kral gibi hissettirerek, ipe dizilmiş inciler gibi beklemede…

Dışarıda sınırsız süs havuzları, hurmalar, palmiyeler ardında alabildiğince Akdeniz. Görseller her daim enfes. İç ya da dış mekanlardaki atmosfere iki uymayan ben ve çok severek aldığım su geçirmez yağmurluğum… Şükür ki bende abartılı bir özgüven var, hem montu hem de kendimi ustalıkla gizliyorum. Otelin dev kadrosu yokmuş gibi ya da hep öyle mekânlarda bulunurmuşum gibi etrafta dolanıyorum.

Kabul masasının ötesindeki muhteşem dev yemek masasına vardığımda (tavan o bölgede 15 metreyi buluyor) özenle dizilmiş onlarca “coffee book” içinden (o kadar uzun bir masa) muhtemelen çok ünlü bir fotoğrafçının (elbette ki çok önemli bir fotoğrafçının) çektiği fotoğraflara bakmaya başlıyorum. Başlıyorum başlamasına da ne bilgisel ne de sezgisel olarak konuya hakimim. Anlamış gibi kafa sallayarak yaprakları birbiri üstüne deviriyorum. Gördüğüm fotoğrafların yarısından fazlasını da anlamıyorum. Neyse ki kimsecikler neleri bilip neleri bilmediğimi dışımdan göremiyor…

Ansızın kitaptaki tanıdık bir sima gözüme çarpıyor. Yüzünün hatlarını biliyor olsam da, bu insanı hiç bu ifadede görmemişim ki çok şaşırıyorum! O gerçek şaşkınlık anında, bulunduğum mekânı yadırgıyor olmam gölgede kalıyor ve umarsız bir “Aa” atıyorum (dev boşluğa). Alfabenin ilk harfi, yer gök, ne kadar düz yüzey varsa tümünden sekip, tüm nesne ve insanlara çarpıyor. Herkes bana dönüyor (mobilyalar dahil). Ben durumu fark etmediğimden, bana bakan gözlerin tümü bir sorun olmadığına kanaat getirip faaliyetlerine geri dönüyor.

Fotoğraftaki kişi Marilyn Monroe. Gördüğüm anda düşündüğüm şey ise meğerse O’nu tanıyor olduğum. Suratındaki ifadeyi ben kendimde çok iyi tanıyorum. Etkileniyor olmalıyım ki bir kitabın x. sayfasında ikimize ortak bir küme bile oluşturuyorum.

Galiba o gün orada yakaladığımız kesişimden dolayı, bir sözü var ki bayılıyorum:

“Tek başıma mutsuz olmak, biriyle mutsuz olmaktan iyidir.”

Marilyn, sana kesinlikle katılıyorum!

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s