Folie à Deux

“İşitmek istemediğinde kulak vermek dinlemek olmuyor. Karşındakine zaman vermeden dinlemek de duymağa eşitlenmiyor… Yani ‘birine kulak vermek‘ ile ‘onu duymak’ arasında her daim büyük bir mesafe bulunuyor.”

Ses, ilk duyduğum anda rahatsız ediciydi. Metal kapaklı dikdörtgen çakmak art arda açılıp kapatılıyordu. Beş kişilik pazarlama ekibi olarak, kalitenin sesi Zippo’yu dinliyorduk. İç güdülerimin isyanı hayal gücümü tetiklediğinden olsa gerek: Oturduğum yerden masanın öbür ucuna zıpladığımı, müdürün elinden çakmağı kaptığımı ve de camdan dışarı fırlattığımı kafamda kuruyordum. Krema üstü vişne misali belki bir de suratına tükürüklü bir “Yeter lan!” cümlesini anırmayı hayal ediyordum. Bulunduğumuz katta açılabilen herhangi bir camın olmayışı, asabiyetimin iki yavru kedi gücüne denk oluşu ve de kabalıktan beslenen cesaretimin eksi üçe eşit olması hayalimle aramdaki engellerimdi.

Çling çlong… Çling çlong… 

Benim dışımda olay suçlusuna (çakmağa) bakan kimse olmadığından, odadaki diğer üç kişinin yapılmakta olan gürültüden rahatsız olmadıklarını varsaydım. Birbirine çarpan ya da sürten metal seslerini nasıl duymamayı başardıklarını da kestiremedim. Saçmalık o ki az bir süre sonra, satıştaki düşüşten dolayı topluca azar işitecektik ama herkesin keyfi  fazlaca yerinde gözüküyordu.

Gürültülü bekleyişin bir noktasında durumdan rahatsız olan tek kişinin ben olması, aralıksız çakmak sesinden daha rahatsız edici bir hâl aldı.. Yine en toleransı düşük kişi bendim. Bu nedenle de sıkıntımı beyan etmeden elimden gelen en uzun süre beklemeyi ya da kendime işkence etmeyi uygun buldum. Uyum sağlamalıydım?!

Müdür konuşmadan, uzun ve de uzunca önündeki grafiğe bakmaktaydı. Sadece İki değişkeni olan bir grafiğin okunmasının neden bu kadar uzun sürdüğü meçhuldü. Çakmağın toplantıya nasıl katılmış olduğu ise bir gizemdi. Kesin olan tek şey konuşulmayan her vakitte çakmağın şakıyor olduğuydu ki içimden samimi bir şekilde, bir an evvel azarlanmayı diledim.

Zamanın nakit olmasına rağmen dakikaların zenginler gibi savrulduğu fütursuz odada, amerika menşeili gavur çakmak beni çiğ çiğ yemeye başlamıştı. Can acısından olsa gerek, beklemediğim ve hesapsız bir anda kendimi elimle çakmağı işaret ederken buldum. Diğer insanların beni gördüğünü fark edince aklımdan bir cümle uydurdum ve seslendirdim: “Bakabilir miyim?”.

Sorumdaki sakinlik ve gecikme bence abartılı bir şekilde sırıttı. Müdür gözümün içine bakarak hareketine devam etti: Çling çlong, çling çlong… Anlamamış bir ifadeyle: “Ne? Buna mı?” diye sordu ve çakmağı göstermek için tekrar açtı ve kapattı.

Ben şaşkınlıkla suratına bakmaya devam edince kafasını tekrar grafiğe çevirdi. Evet demiş olsam da kağıtlara bakmaya devam edeceğine, çakmağı bana vermeyeceğine yemin edebilirim. Bu fikirden olsa gerek içimdeki isyan tepkisiyle beslendi. Obez oldu ve şiddete döndü. Ne isteğime cevap alabiliyordum ne de (en kötüsü de bu) istediğimi sorabiliyordum. Adeta Rus tundralarında içimdeki ateşle soğuk savaş kaybetmekteydim.

Öfkem geçim korkumu yendiğinde “serin” ve soğuk bir ifadeyle, az da aşağılayan bir ses tonuyla (elbette gülümseyerek)  “E, vet” dedim ve kaşımı kaldırdım. Gecikmeli onayım sonrası yavaşça bana kafasını çevirdi. Gözlerini suratıma dikti.  Ben de kımıldamadan bakmaya devam ediyordum (Hareketsizliğim doğada fark edilmeme alt bilgisinden mi yoksa drama için mi emin değilim). Gözünü ilk kaçıran ulu çakmak muharebesini kaybedecekti, galip gelenin destanı ise yirmi gün sebil kenarında anlatılacaktı.

Geri adım atmak için çok geç olduğundan, kafamda istifa mektubumu hazırladım. Benim için geriye sadece yaptığıma annemi ikna edecek fikri bulmak kalmıştı.

Müdür beklenmedik ve de usta bir tavırla ben sanki hiç soru sormamışım, surat yapmamışım hatta doğmamışım gibi bir ifade takınıp anormal bir yavaşlıkla son bir “Çllliinnggg “ ve de“çlooonnngg” yaptı. Tavan ile duvar arasında kalan bir bölgeye bakarak kollarını başının arkasına topladı ve daim soruyu odaya saldı: “Üçüncü çeyrekte yine hedefin altındayız. Neyi beceremediğinizi düşünüyorsunuz?”…

Zippo sesinin eksikliğinin içinde çınladığı oda genişledi ve daraldı. Mekanın daraldığı yerde koltuklarımıza sıkıca gömüldük. İlk ses içimizdeki en eski çalışandan kuru öksürük olarak çıktı.

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s