Tecrid i Tercih

Yer Kayışdağı, İstanbul; yıl 2017. Mahallenin yokuş tepesinde bir apartman, apartmanın altı dükkan, adı: Özdemirler Gıda… Sınırlı sayıda ürünü az seçenekte bulabileceğiniz herhangi bir bakkal. Dükkanın makyajı yaz başında büyük bir ölçüde değişmiş olduğundan bakkalın amcalarının zamanen para kazanabiliyor olduklarını düşünüyorum. Önce ön cepheyi dev camlarla donattılar üstüne de ay sonrasında girişi doğal taşlar ile kaplattılar. Giriş taşlarının renkleri kahverengili beyazlı, her biri birbirinden farklı… Büyük olasılıkla malzeme çeşitliliği taş ustasının elinde kalan parçalara; terazisi bozukluğu ise döşeyen ustanın boş vaktine tekabül etmekte.

Bakkalların ikisi adeta birbirinin aynı ama üretim tarihleri kanaatimce bir nesil aralıklı… Sadece bu nedenle de baba ve oğul olduklarını hayal ediyorum nedense hiç sormuyorum. Baba olanla muhabbetim de var, münasebetim de. Sık sık on yedi yıllık arabamı ne zaman satacağımı soruyor. Piyasa ederinin 1000 TL fazlası bir teklifle, aklımı çelmeye bile çalışıyor. Arabamı satmaya gücümün olmamasını anlatmaya yeltenmiyorum çünkü inandırıcı bulmayacağını biliyorum.

Mahallenin gençleri sokakta kaldırım olmadığından doğal taşlardan pek memnunlar. Okulların tatil olmasından bu yana, akşam suları havanın sıcağı geçtiğinde toplu hâlde, bakkal dükkanının önünde dizili karpuzların ön sırasına sere serpe yerleşiyorlar. Yanyana kakara kikiriler eşliğinde üçlü dörtlü öbeklerde telefonlarına bakıp, ara ara bakkaldan satın aldıkları çatapatları bina köşesinde patlatıyorlar. Dokunmatik telefonlar eksik olsa yıl adeta 2017 değil de kaça tekabül ettiğini bir türlü çıkaramadığım ama sanki çocukluk yıllarıma, doksanların başına denk gelen zamanlar…

Tam bakkalın karşısındaki apartmanın kaçak katında, çatıda oturuyoruz Haluk ile ben. Kiramız düşük. Daha merkezi bir yerde oturma hayalimiz olsa da taşınmaya çekiniyoruz. Maliyet arttırmaya niyetimiz olmadığından aylarca taşınacağımız yeri bulamıyoruz… Daire mütevazi. Tüm mobilyalar da Haluk’a ait. Ev’i benden daha uzun süredir tanıdığından, ben tek valizlik kıyafetlerimle hayatına eklenti paketi oldum adeta. Gelişim sonrasında en bariz fark edilen iki yenilikten biri yeni nesil televizyon öbürü ise sarhoşken internetten sipariş ettiğimiz oyun konsolu. Bir konsolun parasını vermiş olduğumdan, benim ortak hayatımıza katılımım vurdulu kırdılı bir düzine oyun oldu diyebilirim.

Öte yandan benim Haluk’unkinden bağımsız, tanışmamızdan bu yana nadiren gördüğüm, ailemin yanında duran bir alanım ve de hayatım var. Tas ve de tarağımı alarak çıktığım bu yolculukta yanıma alamadığım bir kedim, çiçeklerim, geçmişim ve de mobilyalarım var. Ara ara cansızlarımdan gayrı canlılarımın özlemini çekiyor ve de bana sessizce yaptıkları çağrılara sıkışıyorum. Çiçeklere su dökmek, odaları havalandırmak ve hâl hatır sormak için garip zamanlarda uğruyorum.

Geçtiğimiz yaz tam bu zamanlarda, hayatımda çok kısa kalacak bir adam, aklımda çok uzun kalacak bir soru sormuştu bana: “Kendini bir sene sonra nerede görüyorsun?” diye. Sorunun gayesini bilmiyorum. İtiraf etmek gerekirse soru kendimle çok meşgul olduğum ama çok da boş durduğum bir zamana denk geldi. İşsizlik kişinin kendini mıncıkladığı en dışsal boşluktur diyebilirim. Belki boşluğumu parmakla göstermek istemişti ama aklımdan çıkmayan bir gerçeği hatırlatmış olması bence anlamsızdı. Soruyu duyduğumda ise cevabım sadece sorunun hatalı olduğu gerçeğiydi ki gerçeklere benim kadar takılmış bir başka insan tanımadığımdan, cevabımın da anlamsız durmuş olabileceğini düşünüyorum. Ben gelecek planlarını medyumluğa benzetirim: Nadiren tutar, çoğunlukla uydurmaca olur ama her seferinde muhakkak başkalaşır.

Gelecek sorgusunu bir telefon görüşmesinde aldım, üstüne yarım saat geçmeden başka bir telefon görüşmesi daha aldım. Üç yaşımda tanışmış olduğum eski bir arkadaşım bir iş teklifi yaptı: “Bir sene bizimle çalışır mısın?” diye sordu. İkinci sorudan belki dört sene evvel bir film izlemiştim, filmden “Evet” demenin önemini öğrenmiştim. Dolayısıyla da teklifi düşünemeden kabul ettim. Haluk’la da iş yerinde tanıştık. Birbirimize düşkünleşince de beraber yaşamaya başladık…

Hikâyelerin başladığı ve de bittiği yerleri belirlemek her daim zor olur. Bugün Kayışdağı’da bulunuyor olmamın hikâyesini siz kabul edin 3 yaşıma, ben diyeyim geçen sene yaptığım telefon konuşmasına ya da belki dört sene önce izlediğim filme bağlayabilirim. Burada ne kadar süre bulunacağımı ise hiç bilmiyorum… Akşama doğru sık sık çıktığım balkondan, bakkal önüne her baktığımda şaşırıyorum. Çünkü her seferinde, tıpkı taşlardaki sıralı gençler gibi çocukluğumun bedenimin içimde avaz avaz bağırdığını fark ediyorum. Sohbetlerine bir yetişkin gibi gülümseyip, tekrar içeri giriyorum…

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s