Auger Street

En sevdiğim içkinin, kıymetli memleketinin bir sokağındayım. Yol kenarındaki lamba direklerinden tekine bağlı olan bisiklet iki bağımsız şahıs tarafından rastgele devriltilip, sere serpe düşüveriyor yere… Tam bir turist gibi (gerçek bir turist olarak) bakıyorum düştüğü yöne. Düşmesi ardı sıra olan olaylara…

Yoldaşlarımdan anam ve de kardaşım, içine bile girmek istemediğim bir dükkanda, sıkı bir alışveriş içindeler. Ben de izleyiciyim ya, ne almak ne de vermek istemediğimden, durum mahalinde göz ediyorum sağa sola. Önce devrilen bisiklete sonra da onu yere düşürenlerin suratlarına bakıyorum. Görünmez kazanın grup çalışması sonrasında nasıl kabul edileceğini titizlikle inceliyorum.

Cinsiyeti erkek olan, cinsiyetinden bağımsız, iki ileri bir geri adım atıyor, tıpkı benim kültürümdeki Osmanlı gibi. Tedirginlikle bisiklet ve de gitmesi gereken yönde ileri geri, bir türlü devam edemiyor. Taa ki yeterli uzaklığa gelene kadar… Ardından, durumun suça sahip olmayan katılımcılarından ikincisi olan kadın gibi, gitmiş oluveriyor.

Ben bisikletin sahibini düşlerken, çoktan ve çokça birden fazla dakika geçmiş oluyor. Nitekim aklımda harcadığım zamanlar kurgusunda, birinin bisikleti yerinden kaldırmışlığı olmuyor. Tek empati kurabilen kişi olarak: “Ben mi davranmalıyım?” düşüncesi ile sıkışmaya başladığında, panik yaşıyorum. Yere serpilmiş araç dakikalarda, kaldırımdaki akışa resmen engel olmaya başlıyor, halk da yerdeki bisiklet yolun parçasıymış gibi düşünmeyi tercih ederek üzerinden atlamaya göz yumuyor ve de üst üste devam ediyor…

Zaman ilerledikçe, kimsenin durumu düzeltmiyor, ortalığı toparlamıyor olmasına, merakım baskın kalmaya başlıyor, panik içimden uzaklaşıyor ve müdahale etmeden bir müddet daha huzurluca izleye devam ediyorum. “Neden bir el parçasını yerden kaldırma nezaketinin kimsede olmadığını” anlayabilmekte bayağı zorlanıyorum. İnsanlığa inancım yittiğinde müdahale etmek için ilerlemeye başlıyorum.

İlk adımımda, gerçekten de tek bir adımda, biri benden önce davranıyor! Benim için sorunlu ve sık işleyen bir sokağın ortasında bir kahraman doğuyor. Kocaman gülümsüyorum. Görevi edinen kişinin alnını öpesim geliyor. Ama…

Tuhaf bir şekilde öpücüğümün sahibine baka kalsam da şaşırmıyorum! Çünkü, neden olanları dahil, kaldırımdan geçmiş olan herkese sıkıntı olmuş sorunu, ede ede bir “tamirci” tamir ediyor. Üstünde toz ve yapışkan lekeleri dolu, belki bir şantiye çalışanı olan, ayak parmaklarını koruyan çizmeleri ve belindeki alet kemeri (ve de metresi) ile  bir usta, sokağı, insan kullanıma uygun hâle getiriyor. Bisikleti dik pozisyona getirmesi üstüne, bir iki kez iteleyip, tekrar düşer mi testine bile sokuyor. Hadisenin akibetinden, devrik bisikletin artık ayakta durarak az yer kaplayacağından emin olunca, herhangi biri gibi, ama diğerlerinden bambaşka biri olarak, yoluna devam ediyor.

Anasını satayım ki dünyanın her yerinde, tamir yapanlar, tamir ediyor.
Sorun yaratanlar ise hayatlarına devam ederken, soruncuklarını diğerlerine bırakıyor…

Ne güzel şey el alemleri görmek. Benzerliklerimizde farksızlaşmak…

Ne düşünüyorsun, paylaş..

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s