Tecrid i Tercih

Yer Kayışdağı, İstanbul; yıl 2017. Mahallenin yokuş tepesinde bir apartman, apartmanın altı dükkan, adı: Özdemirler Gıda… Sınırlı sayıda ürünü az seçenekte bulabileceğiniz herhangi bir bakkal. Dükkanın makyajı yaz başında büyük bir ölçüde değişmiş olduğundan bakkalın amcalarının zamanen para kazanabiliyor olduklarını düşünüyorum. Önce ön cepheyi dev camlarla donattılar üstüne de ay sonrasında girişi doğal taşlar ile kaplattılar. Giriş taşlarının renkleri kahverengili beyazlı, her biri birbirinden farklı… Büyük olasılıkla malzeme çeşitliliği taş ustasının elinde kalan parçalara; terazisi bozukluğu ise döşeyen ustanın boş vaktine tekabül etmekte.
Okumaya devam et

Park ve Bahçeler müdürlüğü federasyonu?

Üç adet taze, biri kız ikisi erkek, parktaki çay bahçesinden bisikletlerine ilerliyorlar. Sadece kısa oğlanın dudağında yeni içmiş olduğu sütlü kakao’nun bıyığı durmakta. Bizzat dakikalar evvel nefes almadan lüplettiği ketçaplı patateslerin iki tanesinin T üstüne fırlamasını izledim. Üstünden yemesini izlerken ise kendi kendime gülümsedim…

Okumaya devam et

Kırık Kanat Örücü

Mevsim bir ileri iki geri değişiyor, kış ile yaz aralığındaki herhangi bir baharda, ruhumu içinde sıkıştığım şehrime teslim ediyorum: Yağmur yağdığında gülümsüyorum, güneş açınca ağlıyorum. Hava durumu ile köşe kapmaca oynar gibi dursam da mekana, en çok da zamana seneler önce yenilmişim ve de aslında o vakitten beridir kendimi yiyorum…
Okumaya devam et

Aslı “gibi”dir

“Koş Asil koş…”

Asil, ünlü bir müzisyen olmak isteyen ve bir sürü seçkin grupla çalışan bir “roadie” idi. Roadie kelimesinin türkçesi yok ama karşılığı set/sahne görevlisi, enstrüman kurucu/depolayıcı gibi tamımların tümü olduğundan mesela, setsahçi idi diyebiliriz. Ya da Türk müzik camiasının kullanmayı pek sevdiği ama kökeninin yol olduğunu bilip bilmediği meçhul şekli ile ağızlarından çıkanı tekrarlayarak “Rodi” diyerek de devam edebiliriz.

Asil tüm gecelerini gündüzlerine karıştırarak az uyku ile yaşamaktaydı. Tüm zamanını, uykuları dahil müzik enstrümanları, sahne ve de sanatkarları ile geçirmekteydi. Kısaca hayali yaşamının tam ortasında, gencimiz ise uzanamadığı rüyasının etrafındaydı. İş gücüne ve de emeğine denk bir ücret almadığından annesi ile birlikte yaşamaya mecburdu. Ama zaten içine zar zor girdiği bir odaya da gocunmaya vakti yoktu.

Okumaya devam et

Görkemin Dibi

Barcelona açıklarında, beş artı beş yıldız muhteşem bir otelin lobisindeyim. Orada bulunabilmemin benimle hiçbir ilgisi yok. O zamanlar sevdiğim ama beni üç ay sonra terkedecek bir adam sayesinde ve de yüzünden oraya kadar gitmişim. Yürü yürü bir türlü geçemediğin ve çok yüksek tavan altında parlayan bembeyaz mermerler üstünde spor ayakkabılarımla cık cuk sesler çıkararak ilerliyorum. Jilet gibi giyinmiş personel, sezon dışı olmasına rağmen dev alanda kalabalık ve fevkalade bir nezaketle her geçene kendini Kraliçe ya da Kral gibi hissettirerek, ipe dizilmiş inciler gibi beklemede…
Okumaya devam et

Kav Ga

“Açlık tokluk duygusu getirince, şizofrenik bir yapıya büründüm. Sürekli kendi kendime konuşuyorum. O esnada çamur suyumdan bir balık soruyor bana: “Karıştı mı için?” diye.

Sevgili altın saçlı balık, o kadar karıştım ki homojen oldum.”

Korkunç bir baş ağrısı ile uyandım. İçimden dün geceki dalgalarım çekilmiş olsa da bulamaç bir su ve çer çöp doluydum. Yataktan doğrulur ve kolumu yorganın altından çıkarırken adeta yosun ve plastik öbeklerine takıldı bedenim. Duraksayıp hayalime baktım. Bu sefer şu şekilli bir soru yankılandı buz odamda: “Ben nerede…yanlış yaptım?”. Suratımı karıştırıp oturdum biraz. İbrahim Tatlıses’in konu ile alâkası olmamalı dedim. Dikkat, aklımdaki düşünce bana komik değildi. Gülümsemedim de.
Okumaya devam et

Mandalina

Gece saat 22:22, çok iyi tanıdığım bir mandalina ağacının yetiştirmiş olduğu mandalinaları, don evveli zapt ediyorum. Ay ve uzaktaki uyduruk bir bahçe lambasının zayıf aydınlığında ilk arzum elimdeki bahçe makası ile parmaklarımı kesmemek. Bir yılda yetiştirmiş olduğu meyvelerin tümünü ceplerime ve bayağı ağırlaşmış bir kumaş torbaya doldururken hava buz, heryer sessiz… Döngülerin dengeleri bozmayı sevmediğimden, konuşmak istediğim ağaca aklımdakileri telepatik anlatmaktayım. Bahis konumuz “Neden meyvelerini geç topladığım?” olsa durum kendime bir nebze anlamlı görünecek. Nitekim meyveleri için müteşekkir olduğum sevgili ağaca, içimdeki sonu gelmez boşluğu tarif etmekteyim.
Okumaya devam et

Yıldız Çocuk

Sadece parlamadığından, geceleri görünmeyen bir yıldız çocuk tanıdım. Ateş rengi saçları ve de garip bir şekilde şeffaf teni vardı. Yıldızların zaman ya da aydınlık demeden varolduklarını bildiğim yaşlarda olduğumdan, parlamıyor olmasına pek aldırış etmedim ama ateşten saçlara neden yanık bir tene sahip olmadığına bir türlü akıl erdiremedim.

Karşılaşmalarımız hep gecelere denk geldiğinden “Acaba ne kadar görünüyor ya da ben onu ne kadar görebiliyorum?” soruları aklımı en çok karıştıranlar oldu. Bütününü tanıdığıma inanmak istesem de insanların içlerinde özlerini sakladıklarına daha fazla inanıyor olduğumdan, benim bilmediğim bir Gizem’i olduğunu hayal ederek heyecanlandım.
Okumaya devam et

Özdeğer’in Son Sözü

Şans ya, çevremdeki kadınların çoğu eş zamanlı ilişki sorunları yaşamaya ve benle paylaşmaya başladı. Hikâyelerindeki erkeklerin taraflarını dinlemediğimden, durumun onlara has kısmını bilmiyorum. Nitekim kadın kısmından duyduklarımın tümü, bu sefer de garip ya, tek bir ana başlıkta toplandı… Durumu dikkat çekici bulduğumdan bileğimi zorlamaya karar verdim ve palas pandıras döküyorum.
Okumaya devam et

Ta-Bulut

“Sandalyede oturarak camdan dışarı bakıyorum. Kabarık saten gömlekler giymiş bulutlar, başımın üstünden ufka doğru ilerliyor. Kaç tane göz taşıdıklarını, kimlerin ne umutlar kancaladığını ya da kaç ton olduklarını kestiremiyorum. Kafamı çıkarıp evimi terk ettiğim tatilimden yeni dönmüş olduğum ve kendimi daha hafif sandığım için ağırlıklarını hesap edesim tutuyor. Çift katlı integralin belini kırmaya çalışırken, istemsizce nefes tutup bir müddet havasız kalıyorum. Uydurma yaşam mücadelemde bir başka matematik hesabı daha düşlerimin tuzağına düşüyor. İsmini bilmediğim bir bulut, hayallerim sırtında, görüş alanımdan çıkıyor…”

Okumaya devam et