Aslı “gibi”dir

“Koş Asil koş…”

Asil, ünlü bir müzisyen olmak isteyen ve bir sürü seçkin grupla çalışan bir “roadie” idi. Roadie kelimesinin türkçesi yok ama karşılığı set/sahne görevlisi, enstrüman kurucu/depolayıcı gibi tamımların tümü olduğundan mesela, setsahçi idi diyebiliriz. Ya da Türk müzik camiasının kullanmayı pek sevdiği ama kökeninin yol olduğunu bilip bilmediği meçhul şekli ile ağızlarından çıkanı tekrarlayarak “Rodi” diyerek de devam edebiliriz.

Asil tüm gecelerini gündüzlerine karıştırarak az uyku ile yaşamaktaydı. Tüm zamanını, uykuları dahil müzik enstrümanları, sahne ve de sanatkarları ile geçirmekteydi. Kısaca hayali yaşamının tam ortasında, gencimiz ise uzanamadığı rüyasının etrafındaydı. İş gücüne ve de emeğine denk bir ücret almadığından annesi ile birlikte yaşamaya mecburdu. Ama zaten içine zar zor girdiği bir odaya da gocunmaya vakti yoktu.

Okumaya devam et

Berduş II

// Bu yazı Berduş adlı yazının devamıdır.

Berduş Bey? Aa.. siz misiniz?

Kimim, biz kim?

Nasılsınız?

Asılsız. Ah! Çıkardım sizi..Bıraktığınızdan daha az. Nasıl olduğunuzu sormayacağım, hâli hazırda herşeyi kulağımın yarısı ile dinliyorum: Sandıklarıma söyledikleriniz harmanlanıyor, gerçek dışı anlıyorum.

Hiç tekilliğinizden ödün vermemişsiniz! Ne güzel oldu denk gelmemiz?

Siz eşit olduğumuzu mu düşünüyorsunuz?
Okumaya devam et

Kıpır Kıvır İki

(Bu metin Kıpır Kıvır yazısına devamdır)

Fazıl: “Ben kızı bilmiyorum. İş ağıdır, yemeğidir diye gönülsüzce gittim. Kız da firmanın İK’sından, ileri geri birkaç e postamız vardı da görmemişim ki bilmem neye benzediğini, tanımıyorum yani. Rakı balık meze uzun bir masadayız. Osman da karşımda oturuyor.
Hangi Osman?” diye böldü Fadir.
Ya Osman, Kırmızı Kast’tan
Bilemedim?” diyerek, serpilmiş kahvaltı tabaklarından büzüşük iki sosise uzandı. Çevik bir hareketle tekini çatalladı ve ağzına attı. Ardından da ekmek koparıp üstüne tıktı.
Boğulmadan yut sosisi, yaa… Ben şu sahnede nasıl aklımı kaçırmayayım?! Safi tıkınıyorsun, lokma aralarına öyküm sıkışıyor! Aşık oldum oğlum ben, ayıp mı yaptığın?” ile Fazıl duygusal çıkıştı. Kendisi yanmışken, arkadaş dediğinin karnını doyurmayı düşünüyor, Osman’ları soruyor olması kabul edilebilecek iş değildi…

Okumaya devam et

‘Huy’zur

Ne zaman kendimizle vakit geçiremez ve yalnızlıkta koşturur olduk?

Acelesi var. Bir an evvel bulaşık makinasını boşaltıp, tezgahı silmek istiyor. Ustaca her şeyi en kısa yoldan hallediyor, yapılması gerekenlerin bitmesi için haldır haldır koşturuyor. Oysa işini bitirdikten sonra salona çeki düzen verip, edeplice ama dağıtmadan koltuğuna oturacak. Ama aklı bedenine sığamayacak. Daha oturduğu anda sıkılmaya başlayıp, telefonundaki her sosyal medya uygulamasını yeniden kontrol edecek. Zaten çoktan bakmış olduğu ve yenilerinin eklenmediği bildirimlerden içi sıkılıp, ortalığa kendisi birşey yazıp atacak. Olmadı bir arkadaşına garip saçma mesajlar atarak, iletişim için tırtıklayacak. Dilediği sürede gelmeyen cevaplar yüzünden daralıp, sahip olduğu en akıllı cihazına da darılıp kendisine yapması gerekmeyen ev işleri uyduracak… Bu ise evde geçireceği tatil günlerinden sadece ikincisinin başlangıcı olarak, onu bayağı yıpratacak…
Okumaya devam et

Navigasyon

“Yandex eve gidelim mi?”

Adeta akvaryumun içinden dışarı bakıyorum. Ben ve sokaklar arasında cam olmasa izlediklerimin tümünün başıma geldiğini sanacağım… Neyse ki kendimi kandırmıyorum çünkü akvaryumların beş tarafının camlarla çevrili olduğunu ve görünmez olanların gitmekten başka şanslarının olmadığını biliyorum. Seyircisi ve de oyuncusu olduğum barda, biraların yeni açılanlarının bitmişlerle yer değiştirmesine mesut iken birinden “Bira sersemletiyor” diye bir uluma işitiyorum.

Serseme dönmüşüz zaten, kafaların yerinde boş akvaryumlar! Hava olmuş kazan, “Kim dedi onu?” diye atarlamak geliyor içimden. Keza herkes masanın üzerine aklından kısa cümleler bırakmaya başladığında dikkatim dağılıyor…

Okumaya devam et

Berduş

Ne kadar zamandır sokaklarda yaşıyorsunuz?

Otuz yaşımda kaçtım evden. 3 yıldır sokaklardayım..

Anlayamadım?

Anlaması güç gerçekten de ama doğru olan cevap bu.

Yetişkinken nasıl evden kaçılır?

Tanıdığım insanlardan ve onların yanındaki benden uzaklaşmam gerekiyordu. Beklentileri karşılayamadığımdan gitmeye karar verdim.
Okumaya devam et

VE ve DA bazen ayrı yazılır

“Beni dönüştürdükleri hâlimi beğenmiyorum ama mütemadiyen öğrendiklerimi tekrarlıyorum. ‘Nasıl olacağını boşver, ne kadar olacağı da önemli değil, yanında olmak istiyorum’ demek istediğim hâlde susmaya devam ediyorum çünkü aslan parçası olmayı bilmeyen birine, samimiyet vermek istemiyorum. Özeniyorum… Sahip olamadığım, bana kendinde yer ayıran ikincimi, daha tanımadan özlüyorum.”

Okumaya devam et

Ayaküstü Dedikodu

Ya harika bir hafızan var hatırlıyorsun ya da ben hatırlamam diye giydiriyorsun…” diye çıkıştı oğlan, muhtemelen bir kıza, telefonda… Dinleyici olan ben, cümleyi duyduğum anda neyi beklediğimi unuttum. Kim bilir kız nasıl bir cevap vermeye başladı ki, sokağın sonundan çıkana kadar, oğlanın ağzı açılmadı. Bir yabanılın, bir yabancıya fırlattığı kelimelerini kaybetmemek için alelacele telefonumu cebimden çıkardım ve aklımda seken cümleyi notlara kaydettim. Kim bilebilir bir gün lazım olmayacağını?
Okumaya devam et

Ah Francesca!

“Kim olduğum, benim bile hatırlamadığım satır aralarında saklı” 3.4.99

Gözünün içine bakıyorum, birşey söyleyeceğim sanıyor. Söylemek mi? Kaplumbağadan tek farkım kabuğumun olmaması! Söylenecekleri zincirli kutular içinde, kilitli odalara; Kilitli odaları ise üstü örtülü masaların altına saklıyorum. Söylenebilecekler o kadar gözden ıraklar ki, kalbimden ırak sanmışım… Konuşulmayanlar, şükürler olsun ki, saliselerde kutuların kenarlarında ortalığa kaçışıp, yükseliyor havaya; zaten ufak azalmalar olmasa büyük depremlerden kurtulamazdım diyerek kendimi avutuyorum. Bütünüyle sanrılardayım!

Okumaya devam et

Kamu

Dertli bir insandı.
Sahip olduğu en büyük dert ise:
Kendi olmaktı.
Ona nazaran çok arkadaşı olmuştu da…
Tesadüfen, O gün tümü,
Bizimkinden uzaktı.

Okumaya devam et