Tımar Hane

Yaşam denen, kontrol edilemez etkileşimler karmaşasının büyülü bir zamanında, kendini diğerlerinden daha deli sananın geçici müdürlüğe atandığı bir tımarhanede, kısa süreliğine yetki kazandım. Kavramları aklımda çevirmeyi ve devirmeyi seven biri olarak: Engelleri manilere dönüştürme ve beceriksizlikleri hayallere çevirme şansım oldu. Akıl sağlığınızı kaybettikçe terfi aldığınız bu işte, düşkünleştikçe de düşmemek elde değildi. Kapanış tarihine yakın bir zamanda, hayatıma değmiş isimsizlerin tümcelerinin listelenmesi ihtiyaç oldu. İç gıdıklayıcı bir gözetim altında, akla geldikleri harfsiz sırada, kendimden şüphelenmelerin kanıksanmış alışkanlığı ile önüme dört kağıt ve bir kalem çekip, raporu hazırlamaya başladım…

Okumaya devam et

İlk Erk Ark

Onlu yaşların sonları ama en sonları da değil. Kendi gözümde acayip büyümüşüm. Herhalde hayatımda kendimi hissettiğim en büyük yaştayım: Sağdan soldan toplama kendi fikirlerim var ve artık devlet de beni birey olarak tanımış çünkü oy kullanmışım. Oysa oyumun ne temsil ettiğinden, bin haberdarım. Daha beynimin oluşumunu tamamlamasına yedi yıl var nitekim kendimi o kadar önemli zannediyorum ki, tarifi yok. Yepyeni bedenim istediğim her yere hâlâ koşabiliyor. Çok havalıyım.
Okumaya devam et

Ah Francesca!

“Kim olduğum, benim bile hatırlamadığım satır aralarında saklı” 3.4.99

Gözünün içine bakıyorum, birşey söyleyeceğim sanıyor. Söylemek mi? Kaplumbağadan tek farkım kabuğumun olmaması! Söylenecekleri zincirli kutular içinde, kilitli odalara; kilitli odaları ise üstü örtülü masaların altına saklıyorum. Söylenebilecekler o kadar gözden ıraklar ki, kalbimden ırak sanmışım… Konuşulmayanlar, şükürler olsun ki, saliselerde kutuların kenarlarında ortalığa kaçışıp, yükseliyor havaya; zaten ufak azalmalar olmasa büyük depremlerden kurtulamazdım diyerek kendimi avutuyorum. Bütünüyle sanrılardayım!

Okumaya devam et

Gel Git

Yorgunum ve ben gidiyorum,

Dilersen hayatta yapabildiklerine eklenebilirim,
Dilersen unutulabilirim,
Dilersen de sahip olduklarımızın tümünü iftira edeceğim.
Okumaya devam et

Mavi

Uzakta, çok uzaklardan bir pırıltı ışık saçıyor etrafına,
Ne olduğuna bakmak isterken saçlarıma dolanıyor,
Takılı kalıyorum O’na.

Ard arda melodisini dinlerken,
Her seferinde kendimden geçiyorum ki
Benzer duygular sarıyor etrafımı.
Aklıma geliyorsun.
Okumaya devam et

Çakıl

Dalgaların dövdüğü o soğuk yere gelmek için, etrafındakiler gibi uzun yollar tepmemişti. Görkemli bir yaşamı ya da sonsuz anısı olmamıştı. Olduğu çakıla zamanla dönüşmemiş, devasa bir dalganın hırçın çarpışı sonrasında, zamansızca bölünmüştü… Beklenmeyen darbe, yarımına mal olmuş; bölünmek ise çokluk içinde yalnız bırakmıştı.
Okumaya devam et

eks’in

Yine, bir sabah ben ve kendimle uyandıktan sonra; aklımda, kendimi ilk keşfettiğim zamanlardan kalma, gerçek bir insanın bendeki hissiyatı belirdi. Kendisini rüyamda görmemiştim, ama görmüş olsam da gerçek olduğuna aldanırdım. Ona uzanmak istediğimden, telefonuma uzanmayı tercih ettim. Emek harcamadan güzelleştiremiyorsun ya insanları… Sordum: “Nasılsın?”. Cevap verdi: “Karnım aç”.
Okumaya devam et

“Hadi ama!”

Yiğit,

Bu sabah bir konu aklıma takıldı, sana yazmaya karar verdim. Hatırlar mısın bilmem, insanların beni görememesini izlediğin günler olmuştu. Görünmezlik pelerinimi üstüme almadığım çıplak zamanlarımda, göz ardı edilirdim. Kelime araları ya da cümle sonlarındaki yok oluşlarıma şahitlik yapman için seni mahkememe bile çağırtmıştım.
Okumaya devam et

Tüh

Sağa koysam solda kalıyor,
Sola alsam, sağ çıkamıyorum.
Duyduklarım kafamda sekerken,
Rastgele bir tanesini yakalıyorum.
Okumaya devam et

Ara Sıcak

Yanlış zamanda,
İlk kez, doğru insanım.

Doğru yerde,
Onu, yanlış anlamış olmayayım:
Okumaya devam et