Kırık Kanat Örücü

Mevsim bir ileri iki geri değişiyor, kış ile yaz aralığındaki herhangi bir baharda, ruhumu içinde sıkıştığım şehrime teslim ediyorum: Yağmur yağdığında gülümsüyorum, güneş açınca ağlıyorum. Hava durumu ile köşe kapmaca oynar gibi dursam da mekana, en çok da zamana seneler önce yenilmişim ve de aslında o vakitten beridir kendimi yiyorum…
Okumaya devam et

Aslı “gibi”dir

“Koş Asil koş…”

Asil, ünlü bir müzisyen olmak isteyen ve bir sürü seçkin grupla çalışan bir “roadie” idi. Roadie kelimesinin türkçesi yok ama karşılığı set/sahne görevlisi, enstrüman kurucu/depolayıcı gibi tamımların tümü olduğundan mesela, setsahçi idi diyebiliriz. Ya da Türk müzik camiasının kullanmayı pek sevdiği ama kökeninin yol olduğunu bilip bilmediği meçhul şekli ile ağızlarından çıkanı tekrarlayarak “Rodi” diyerek de devam edebiliriz.

Asil tüm gecelerini gündüzlerine karıştırarak az uyku ile yaşamaktaydı. Tüm zamanını, uykuları dahil müzik enstrümanları, sahne ve de sanatkarları ile geçirmekteydi. Kısaca hayali yaşamının tam ortasında, gencimiz ise uzanamadığı rüyasının etrafındaydı. İş gücüne ve de emeğine denk bir ücret almadığından annesi ile birlikte yaşamaya mecburdu. Ama zaten içine zar zor girdiği bir odaya da gocunmaya vakti yoktu.

Okumaya devam et

8 köşe ve 12 kenar 1 oda ederse içine nasıl girersin?

“Sevip de ayrı düştüğüm evimde, sadece benim bildiğim, görünmez hayaletleri dinliyorum. Fısıldadıkları hiç net değil çünkü bahislerine şeffaflığımı uzun zaman önce kaybetmişim. Adeta paklanmış elde kalanlar; kalamayanlar ise ilgili tavan parçalarına asılı sallana kalmış… Garip ki ilk defa bugün, odalarda gezerken, sallananların içlerinden geçmek bana değmiyor, dokunmadıklarındaysa içim acımıyor.

Uyuyamadığım gecelerin koltuğuna bakıyorum, dördüncü ama sonuncu olmayan sigarayı bıraktığım günkü yanık ile bana küsmüş, adeta neden üstünde oturmadığımı soruyor. Kalbimden: ‘İstemedim göz yaşlarıyla ıslanmanı, yalnızlıkları yaşamanı. Güzel anıları hak ettiğinden terkettim seni. Mutlu ol, üstünde çocuklar zıplasın’ diye cevaplamak geçiyor oysa o soru sormak bir yana, herhangi bir dil bile konuşmuyor…”

Okumaya devam et

Karşı-T-lık

Kapısı eksik, dev bir demir kapı eşiği altından içeri giriyorum. Aklıma eskilerden bir fısıltı ilişiyor: ”Seni rahatsız eden yerlere geri dönmekten çekinme. Geri dönüşler konu hakkındaki fikirlerini bütünüyle değiştirebilir.” Bu fikir aklımda oluştuğu anda konuyu, yaratma gücümle alâkalı sandığımdan olumsuzluğuna kızıyorum (Oysa daha geleceği görme özelliğimi tanımıyorum). Fısıltı kulaklarımda çınlayarak şekil değiştiriyor: “Daha önce hiç gelmemiş olduğum bu yerde, eskilerden ne ile karşılaşabilirim ki beni rahatsız eden bir yerlere döneceğim?” sorgusuna çekiliyorum.
Okumaya devam et

Özdeğer’in Son Sözü

Şans ya, çevremdeki kadınların çoğu eş zamanlı ilişki sorunları yaşamaya ve benle paylaşmaya başladı. Hikâyelerindeki erkeklerin taraflarını dinlemediğimden, durumun onlara has kısmını bilmiyorum. Nitekim kadın kısmından duyduklarımın tümü, bu sefer de garip ya, tek bir ana başlıkta toplandı… Durumu dikkat çekici bulduğumdan bileğimi zorlamaya karar verdim ve palas pandıras döküyorum.
Okumaya devam et

Ta-Bulut

“Sandalyede oturarak camdan dışarı bakıyorum. Kabarık saten gömlekler giymiş bulutlar, başımın üstünden ufka doğru ilerliyor. Kaç tane göz taşıdıklarını, kimlerin ne umutlar kancaladığını ya da kaç ton olduklarını kestiremiyorum. Kafamı çıkarıp evimi terk ettiğim tatilimden yeni dönmüş olduğum ve kendimi daha hafif sandığım için ağırlıklarını hesap edesim tutuyor. Çift katlı integralin belini kırmaya çalışırken, istemsizce nefes tutup bir müddet havasız kalıyorum. Uydurma yaşam mücadelemde bir başka matematik hesabı daha düşlerimin tuzağına düşüyor. İsmini bilmediğim bir bulut, hayallerim sırtında, görüş alanımdan çıkıyor…”

Okumaya devam et

VE ve DA bazen ayrı yazılır

“Beni dönüştürdükleri hâlimi beğenmiyorum ama mütemadiyen öğrendiklerimi tekrarlıyorum. ‘Nasıl olacağını boşver, ne kadar olacağı da önemli değil, yanında olmak istiyorum’ demek istediğim hâlde susmaya devam ediyorum çünkü aslan parçası olmayı bilmeyen birine, samimiyet vermek istemiyorum. Özeniyorum… Sahip olamadığım, bana kendinde yer ayıran ikincimi, daha tanımadan özlüyorum.”

Okumaya devam et

Tımar Hane

Yaşam denen, kontrol edilemez etkileşimler karmaşasının büyülü bir zamanında, kendini diğerlerinden daha deli sananın geçici müdürlüğe atandığı bir tımarhanede, kısa süreliğine yetki kazandım. Kavramları aklımda çevirmeyi ve devirmeyi seven biri olarak: Engelleri manilere dönüştürme ve beceriksizlikleri hayallere çevirme şansım oldu. Akıl sağlığınızı kaybettikçe terfi aldığınız bu işte, düşkünleştikçe de düşmemek elde değildi. Kapanış tarihine yakın bir zamanda, hayatıma değmiş isimsizlerin tümcelerinin listelenmesi ihtiyaç oldu. İç gıdıklayıcı bir gözetim altında, akla geldikleri harfsiz sırada, kendimden şüphelenmelerin kanıksanmış alışkanlığı ile önüme dört kağıt ve bir kalem çekip, raporu hazırlamaya başladım…

Okumaya devam et

Aşkın Kör Gözü

Peçete istemek için garsondan yöne bakıyorum.
Göz göze geliyoruz, kafasını çeviriyor.
İç sesim endişeleniyor, “Ne sanabilir ki?
Beğendiğimden mi bakıyorum?”
Okumaya devam et

Yıl 2000

Millennium, dünyanın tarih kitaplarındaki sonu gelmiş. Daha çağın adı yok.

“Kimim, neden dünyaya geldim” acayip merak konum. Yine de cevabı aramak için hiçbir şey yapmıyorum. Bekliyorum ki cevap kucağıma düşsün, her zamanki gibi…

Aynen de öyle oluyor…
Okumaya devam et