8 köşe ve 12 kenar 1 oda ederse içine nasıl girersin?

“Sevip de ayrı düştüğüm evimde, sadece benim bildiğim, görünmez hayaletleri dinliyorum. Fısıldadıkları hiç net değil çünkü bahislerine şeffaflığımı uzun zaman önce kaybetmişim. Adeta paklanmış elde kalanlar; kalamayanlar ise ilgili tavan parçalarına asılı sallana kalmış… Garip ki ilk defa bugün, odalarda gezerken, sallananların içlerinden geçmek bana değmiyor, dokunmadıklarındaysa içim acımıyor.

Uyuyamadığım gecelerin koltuğuna bakıyorum, dördüncü ama sonuncu olmayan sigarayı bıraktığım günkü yanık ile bana küsmüş, adeta neden üstünde oturmadığımı soruyor. Kalbimden: ‘İstemedim göz yaşlarıyla ıslanmanı, yalnızlıkları yaşamanı. Güzel anıları hak ettiğinden terkettim seni. Mutlu ol, üstünde çocuklar zıplasın’ diye cevaplamak geçiyor oysa o soru sormak bir yana, herhangi bir dil bile konuşmuyor…”

Okumaya devam et

Kav Ga

“Açlık tokluk duygusu getirince, şizofrenik bir yapıya büründüm. Sürekli kendi kendime konuşuyorum. O esnada çamur suyumdan bir balık soruyor bana: “Karıştı mı için?” diye.

Sevgili altın saçlı balık, o kadar karıştım ki homojen oldum.”

Korkunç bir baş ağrısı ile uyandım. İçimden dün geceki dalgalarım çekilmiş olsa da bulamaç bir su ve çer çöp doluydum. Yataktan doğrulur ve kolumu yorganın altından çıkarırken adeta yosun ve plastik öbeklerine takıldı bedenim. Duraksayıp hayalime baktım. Bu sefer şu şekilli bir soru yankılandı buz odamda: “Ben nerede…yanlış yaptım?”. Suratımı karıştırıp oturdum biraz. İbrahim Tatlıses’in konu ile alâkası olmamalı dedim. Dikkat, aklımdaki düşünce bana komik değildi. Gülümsemedim de.
Okumaya devam et

“Inner – Myphılosophy”

Mandalina

Gece saat 22:22, çok iyi tanıdığım bir mandalina ağacının yetiştirmiş olduğu mandalinaları, don evveli zapt ediyorum. Ay ve uzaktaki uyduruk bir bahçe lambasının zayıf aydınlığında ilk arzum elimdeki bahçe makası ile parmaklarımı kesmemek. Bir yılda yetiştirmiş olduğu meyvelerin tümünü ceplerime ve bayağı ağırlaşmış bir kumaş torbaya doldururken hava buz, heryer sessiz… Döngülerin dengeleri bozmayı sevmediğimden, konuşmak istediğim ağaca aklımdakileri telepatik anlatmaktayım. Bahis konumuz “Neden meyvelerini geç topladığım?” olsa durum kendime bir nebze anlamlı görünecek. Nitekim meyveleri için müteşekkir olduğum sevgili ağaca, içimdeki sonu gelmez boşluğu tarif etmekteyim.
Okumaya devam et

“Melanie De Biasio – I’m Gonna Leave You (The Cinematic Orchestra Remix)”

Karşı-T-lık

Kapısı eksik, dev bir demir kapı eşiği altından içeri giriyorum. Aklıma eskilerden bir fısıltı ilişiyor: ”Seni rahatsız eden yerlere geri dönmekten çekinme. Geri dönüşler konu hakkındaki fikirlerini bütünüyle değiştirebilir.” Bu fikir aklımda oluştuğu anda konuyu, yaratma gücümle alâkalı sandığımdan olumsuzluğuna kızıyorum (Oysa daha geleceği görme özelliğimi tanımıyorum). Fısıltı kulaklarımda çınlayarak şekil değiştiriyor: “Daha önce hiç gelmemiş olduğum bu yerde, eskilerden ne ile karşılaşabilirim ki beni rahatsız eden bir yerlere döneceğim?” sorgusuna çekiliyorum.
Okumaya devam et

Berduş II

// Bu yazı Berduş adlı yazının devamıdır.

Berduş Bey? Aa.. siz misiniz?

Kimim, biz kim?

Nasılsınız?

Asılsız. Ah! Çıkardım sizi..Bıraktığınızdan daha az. Nasıl olduğunuzu sormayacağım, hâli hazırda herşeyi kulağımın yarısı ile dinliyorum: Sandıklarıma söyledikleriniz harmanlanıyor, gerçek dışı anlıyorum.

Hiç tekilliğinizden ödün vermemişsiniz! Ne güzel oldu denk gelmemiz?

Siz eşit olduğumuzu mu düşünüyorsunuz?
Okumaya devam et

Yıldız Çocuk

Sadece parlamadığından, geceleri görünmeyen bir yıldız çocuk tanıdım. Ateş rengi saçları ve de garip bir şekilde şeffaf teni vardı. Yıldızların zaman ya da aydınlık demeden varolduklarını bildiğim yaşlarda olduğumdan, parlamıyor olmasına pek aldırış etmedim ama ateşten saçlara neden yanık bir tene sahip olmadığına bir türlü akıl erdiremedim.

Karşılaşmalarımız hep gecelere denk geldiğinden “Acaba ne kadar görünüyor ya da ben onu ne kadar görebiliyorum?” soruları aklımı en çok karıştıranlar oldu. Bütününü tanıdığıma inanmak istesem de insanların içlerinde özlerini sakladıklarına daha fazla inanıyor olduğumdan, benim bilmediğim bir Gizem’i olduğunu hayal ederek heyecanlandım.
Okumaya devam et

“Nu – Man o To”

Doğama Aykırı

Her şeyin tek olduğu bir ev hayal ediyorum:
tek bir koltuk, tek bir masanın yek sandalyesi,
belki masa üzerinde de sırıtsın diye bir adet vazo…
Herşey tamam da, bir süs eksikmiş gibi!

Tek bir kupa, tabak ve de sadece çatal…
Kaşık eksik olsun,
tezgah bıçağı da gerektiğinde masaya otursun.
Okumaya devam et