Kıpır Kıvır İki

(Bu metin Kıpır Kıvır yazısına devamdır)

Fazıl: “Ben kızı bilmiyorum. İş ağıdır, yemeğidir diye gönülsüzce gittim. Kız da firmanın İK’sından, ileri geri birkaç e postamız vardı da görmemişim ki bilmem neye benzediğini, tanımıyorum yani. Rakı balık meze uzun bir masadayız. Osman da karşımda oturuyor.
Hangi Osman?” diye böldü Fadir.
Ya Osman, Kırmızı Kast’tan
Bilemedim?” diyerek, serpilmiş kahvaltı tabaklarından büzüşük iki sosise uzandı. Çevik bir hareketle tekini çatalladı ve ağzına attı. Ardından da ekmek koparıp üstüne tıktı.
Boğulmadan yut sosisi, yaa… Ben şu sahnede nasıl aklımı kaçırmayayım?! Safi tıkınıyorsun, lokma aralarına öyküm sıkışıyor! Aşık oldum oğlum ben, ayıp mı yaptığın?” ile Fazıl duygusal çıkıştı. Kendisi yanmışken, arkadaş dediğinin karnını doyurmayı düşünüyor, Osman’ları soruyor olması kabul edilebilecek iş değildi…

Okumaya devam et

İç Ki

Klavye beni nereye götürürse o yöne ilerleyeceğim. Ara ara, bu aralar pek sık, ruhumu besleyemediğimden yazı yazamıyorum. Öyle besin almak da kolay değil. En çok şarkı dinleyerek yazsam da, “içim” olmadığında yazacak bir şeyler çıkmıyor, birbirinden güzel tınılar dinleyerek duvarları seyrediyorum.
Okumaya devam et