Paspas

Dün cenazem vardı. Tamamen ondan, varoluşuma değer verdiğim bir kısa zaman aralığındayım. Ölüm ile yaşama anlam katmak hiç manalı olmasa da, öykü oldum olası böyle…
Okumaya devam et

İstila (iç cephe)

Çetin muharebelerde olduğum bir dönemdeyim. Mevcut savaşlar iki cehhede… İlki, evimin her alanını ele geçirmiş karınca ve uçan karınca orduları yani iç cephe, ikincisi ise bahçemi ele geçiren sokak kedileri yani dış cephe… Iki farklı tür istilalarında hayatta kalmaya çalışıyorum.

Bana miras kalan natamam parke bitiş ve pencere pervazlarında gizli uçan karınca ve böcek yuvaları, mevsim gereği yerel halkın kendini dışarı atması ile hakiki bir sürpriz yaşattı. Konutumu paylaştığım canlı nüfusunu, kendime bellediğim bölgeden dışarı nakletmek dar bir zamanda imkansızlaşınca da (Camdan dışarı böcek atma operasyonu, namı diğer: Taşıma suyla değirmen çevirmek) ilk muhabere yenilgiyle sonuçlandı. Bir noktada camdan dışarısını çiftleşen karıncalar ve yavrularından görmek imkansızlaşınca, içimdeki cani tarafından yönetilerek, utanç ile itiraf ediyorum ki, elimde süpürgeyle camlarımı süpürür oldum. Ev içersinde sağa sola uçuşur ya da yürürken bana çarpan birey sayısı tahammülüm üstüne çıkmıştı ve atalarımdan kalma alt benliğime öncülük verdim.

Veganism ve de iki yüzlülük arasında bir bakmışım, tanıyamadığım bir kâtilim. İlk seferde, görünür her böcekten, bir insan mucizesi hava çekme teknolojisi ile lekesiz ve de hızlıca kurtuldum. Bir neslin soykırımı ile bu işten yırtabilir miydim? Cevabımı yarım saat sonra aldım. Işin ciddiyeti sandığımdan bambaşkaydı… Adeta ben ve de süpürge hiç ortamdan geçmemiştik. Her yer çok kısa bir zamanda aynı sayıda böcek tarafından istila altındaydı.

Kendimi insan bildiğimden ve gözüm döndüğünden iki tur daha soykırım yaptım. 2 saat sonrasında eğitimli bilincim, hayvansal yok etme güdümü yendi. Sonuç aşikardı: Sayıca üstündüler. Kaynağı yok etmeliydim. Ertesi gün belirlediğim deney odasında gözüme çarpan her deliğe saten alçı yaptım. Görünen nüfus azalsa da bir başka bölge de birey patlaması oldu. Meğer parke altlarından ve kenarlarından bir koloni canlı ulaşım sağlıyormuş.

Buraya kadar bahsetmediğim ama belki aklınızda oluşabilecek soru, neden böcek ilacı kullanmamış olmam. Birincisi: Bana ve beraber yaşamayı seçtiğim tür olan kedilerime zarar vermesi; ikincisi ise sinek ilaçlarının sinir sistemlerini yükleme yaparak uçma ve nefes almalarını imkansızlaştırarak yani delirterek ve boğarak öldürmesi. Bazı öğretiler diğerlerinden baskın oluyor ki süpürgenin ölüm cinsi farkı ya da benzerliğini düşünmesem de ilaç benim yolum değildi. Riyalar ve de insanlar.

Neyse. Ben de olmak istediğim insana daha benzemek adına, sonunda omuzlarımın üstünde bulunan organa başvurmayı akıl ettim. Bu hayvancıklara zarar vermeden, kendi istekleriyle taşınmalarını sağlamanın yolunu aradım. Birkaç yanlış deneme sonucu en verimli yolu buldum. En “iyi” (kalpli/sonuçlu) yol, karınca için tarçın. Tarçının kokusu bu türe ağır geliyor. Yol bulmaları şaşınca hemen güzergâh değiştiriyorlar. Ve de toksin etkisi yok. Sadece tarçından nefret ediyorlar.

Toplaşmayı sevdikleri ve eve girdikleri yola toz tarçın serptim, olay mahalini hemen terk ettiler. Gözle görülür bir şekilde azaldılar. An itibari ile evi terketmeye devam ediyorlar, yeni yol tercih ederlerse serpiştiriyorum. Çekiliyor olmaları iç cephede kazandığımı düşündürüyor. İlaveten eve giriş otobanlarının bahçe kısmına amaç bıraktım (Şeker ve de su) toplar toplamaz yuvaya gerisin geri gitsinler bana bulaşmasınlar diye.

Geriye kaldı dış cephe. Evimdeki “fırından yeni çıkmış kek” kokusundan daha zor bir mücadele olacak gibi duruyor. Henüz doğru yolu bulamadım.

Ne kovalama, ne su spreyi, ne doyurma, ne rahatsız eden tiz ses hiçbiri işe yaramadı. Buldukları her kapı ve camdan (vasisdas açıklığından bile) sürekli (24 saat) eve girmeye çalışıyorlar. Seçilen ev olmamın ardında, ev içindeki hali hazırda yaşayan cici bici arkadaşlarım olduğunu sanıyorum. Durumu çözebilirsem, burada bildirisini paylaşırım. Şimdilik kaçtım.