Navigasyon

“Yandex eve gidelim mi?”

Adeta akvaryumun içinden dışarı bakıyorum. Ben ve sokaklar arasında cam olmasa izlediklerimin tümünün başıma geldiğini sanacağım… Neyse ki kendimi kandırmıyorum çünkü akvaryumların beş tarafının camlarla çevrili olduğunu ve görünmez olanların gitmekten başka şanslarının olmadığını biliyorum. Seyircisi ve de oyuncusu olduğum barda, biraların yeni açılanlarının bitmişlerle yer değiştirmesine mesut iken birinden “Bira sersemletiyor” diye bir uluma işitiyorum.

Serseme dönmüşüz zaten, kafaların yerinde boş akvaryumlar! Hava olmuş kazan, “Kim dedi onu?” diye atarlamak geliyor içimden. Keza herkes masanın üzerine aklından kısa cümleler bırakmaya başladığında dikkatim dağılıyor…

Okumaya devam et

VE ve DA bazen ayrı yazılır

“Beni dönüştürdükleri hâlimi beğenmiyorum ama mütemadiyen öğrendiklerimi tekrarlıyorum. ‘Nasıl olacağını boşver, ne kadar olacağı da önemli değil, yanında olmak istiyorum’ demek istediğim hâlde susmaya devam ediyorum çünkü aslan parçası olmayı bilmeyen birine, samimiyet vermek istemiyorum. Özeniyorum… Sahip olamadığım, bana kendinde yer ayıran ikincimi, daha tanımadan özlüyorum.”

Okumaya devam et

Tekno Politik

Bir başka rencide oluş sonrasında aklımdan sahip olduğum ilk telefonu çıkaramıyorum. Yeşil ekranlı, “SMS” özelliği olan, çağın ilerisindeki dev mucize. Nokia idi elbette. 16 yaşı doğum günümde babamdan hediye gelmişti. Komik ama en yakın arkadaşlarımdan kimseyi arayamazdım. Benim dışımda telefonu olan bir avuç insan vardı ki hiçbiri de en yakınım değildi. Zaten öyle yıllar ki, hâlâ uzun kordonlu ev telefonuyla konuşurken anneler “Kapat artık” derlerdi. O telefonların yakınlarında bir sanat devrimi niteliğinde, çok ressamlı bir alfabetik defter olurdu ki, içinde telefon numarası okuyabilene aşkolsun.

Okumaya devam et